Bir kaburga kırığına dönüşmüştü bende onu sevmek. Nefes alsam içime batıyordu, acıdan ölüyordum, almasam boğuluyordum. Sabah yeni bir güne başlamak, her gün tekrar tekrar yok olmaktı. Artık ona karşı içimde türlü türlü öfkeler büyüterek yaşamalıydım. Çünkü hüznüm öfkemden büyük olursa onu affederdim. Öfkemle de olsa hala içimdeydi. Onu bir türlü öldüremiyordum. Zaten o içimizde öldüremediklerimiz, unutamadıklarımız değil midir bizi sevmediklerimizle yaşamaya mahkum eden?