Amaç:
Varoluşçuluğun önemli bir kavramı olan “Saçma” nın etrafında şekillenen bu kitabın temel amacı kişilerin topluma, kendine; ölümü bile kabul edebilecek kadar hayata, kısacası tüm varoluşa nasıl yabancılaştığının kitabın hiçbir kısmında ismi verilmeyen ana karakter aracılığıyla aktarılmasıdır.
İçerik:
“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum” cümlesiyle çarpıcı bir başlangıç yapıyor yazar. Karakterin annesinin cenazesi karşısında gösterdiği soğukkanlı tavırları “Annemi elbette çok severdim; ama bu bir şey ifade etmezdi ki. Sağlıklı bütün insanlar, sevdiklerinin ölümünü az çok arzu etmiştir.” cümleleriyle açıklaması bizi ilginç bir hikayenin beklediğinin habercisidir.
Asıl adını hiçbir şekilde öğrenemesek de soyadı Meursault olan karakterimiz annesinin cenazesinden sadece bir gün sonra Marie adında bir sevgili bulur ve her fırsatta buluşmaya denize gitmeye başlarlar. Meursault’un, Raymond adlı belalı bir komşusu da vardır. Bir gün sevgilisi, Meursault ve Raymond sahilde gezerken komşusunun belalısı olan araplarla karşılaşırlar çıkan hengamede yanlışlıkla bir arabı öldürür. Bundan sonra mahkeme süreci ve iç hesaplaşmalar başlar. Kahramanımızın duruşması herkesin ilgisini çeker. Mahkeme sürecinde sık sık annesinin cenazesi karşısında gösterdiği tavırla ilgili suçlanacaktır.
Meursault mahkeme sırasındaki “Bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu (…) İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım.” Düşünceleri bize yabancılaşma kavramını çok iyi anlatmaktadır.
Mahkeme kararı ile idam edileceğini öğrendikten sonra Camus’nun karakterine söylettiği ‘Herkes bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir
Her şeyin tamam olması ve kendimi daha az yalnız hissedebilmem için, idam günümde çok izleyici bulunmasından ve bunların beni hınç dolu haykırışlarla karşılamalarından başka isteyecek bir şeyim kalmıyordu.