Victor Hugo Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı romanının yazarken henüz 26 yaşındadır. Yazar bu romanının kendi adını koymadan yazılmış o nedenle bu romanı takma bir adla yayımlanmıştır. Yazar bu romanını Grene Meydanında gerçekleşen bir idam sahnesini seyrettikten sonra yazmış, etkilendiği bu olayı bu romanında kurgulayarak bir roman haline getirmiştir.
Romanın yazılış gayesi ise apaçık bir şekilde idam cezasını zevkli bir eğlence imiş gibi izleyen insan yığınlarını eleştirmek, ayrıca idam cezasının saçmalığını hem de trajik yanlarını ortaya koymak olmuştur.
“Bu kitabın ortaya çıkış nedenini anlayabilmemiz için önümüzde iki seçenek var: Ya gerçekten sefil bir adamın son düşüncelerini yazmış olduğu sararmış; düzensiz bir kağıt tomarı söz konusudur ya da bu adam; bir insana, sanatın yararına doğayı inceleyen bir hayalpereste, bir filozofa, bir şaire rastlamıştır, kim bilir? Belki de kendisine egemen olan ya da daha doğrusu kendisini teslim ettiği ve ancak bu kitaba aktararak kurtulabildiği bir düşlemdi onun bu düşüncesi. Okur, bu iki açıklamadan istediğini seçebilir, istediği gibi yorumlayabilir.” Victor Hugo
Cinayet suçu ile yargılanan mahkûm, mahkeme edildikten sonra idam cezası almıştır. Mahkeme, bu mahkûma beş hafta sonra idam kararı vermiştir. İlk sıralarda halen affedileceği umudunu da taşımakta, bu süre içinde bir af çıkabileceği veyahut da idam cezasının hapis cezasına çevrilebileceği ihtimali içinde kendini oyalamaktadır.
Mahkûm idam kararı sonrasında tam beş hafta boyunca sürekli olarak ölümü düşünür. Daha ölüm gelmeden idam edilerek ölmek düşüncesi onu öldürmeye başlamıştır. Tüm ruhu daralmış, tüm ruhu iyice ölüm düşüncesine saplanmış, ölecek olmak korkusu benliğinin her noktasına işlemiştir. Yaşadığı her saniyede ölümü ile ilgili detayları