Simyacı yazıldığı zamanlar yapay zeka olsaydı; insanlık tarihindeki tüm hikayeler bir araya getirilip yapay zekaya yüklenseydi; yapay zekadan bir hikaye yazması istenseydi, Simyacı bir kez daha ortaya çıkardı. Bu kitap bütün hikayelerin ortalaması mahiyetinde bir eserdir. Ev, yol, yolculuk, güçlükler, değişim, yolun eve çıkması şeklinde özetlenebilir. Her ne kadar bu eseri hiç okumamış biri için bile fazlasıyla bilindik olsa da okuması keyifli bir eserdir.
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,7bin okunma
ROY : 24 Kasım 1961'de Hindistan'ın Kerela eyaletinden Hristiyan bir anne ile Hindu bir babanın kızı olarak dünyaya geldi. Aymanam Köyü'nde annesinin işlettiği okulda okudu. 16 yaşında evi terk etti. Delhi Mimarlık Okulu'nda okudu, ama mimarlığı hiçbir zaman sevmedi. Dört yıl süren ilk evliliğini bir okul arkadaşı ile yaptı ve bir süre eşiyle birlikte çiçek çocuk olarak(hippi-Savaşa hayır-doğayla uyumlu) yaşadı. Daha sonra bu hayatı bırakarak Ulusal Şehir İşleri Dairesi'nde çalışmaya başladı. Bir bursla İtalya'ya giderek anıt restorasyonu üzerinde çalışırken yazarlık yönünü keşfetti. İkinci eşi ile birlikte bir televizyon kanalı için dizi film, Hindistan'da üniversite öğrencilerinin yaşamına ilişkin bir film senaryosu, Hindistan'ın kırsal kesiminde eşleri tarafından istismar edilen kadınların kahramanı haline gelen Phoolan Devi hakkında tartışmalı bir film senaryosu yazdı. Son filmi mahkemelik olunca aerobik öğretmenliği yapmaya ve romanını yazmaya başladı. Kendi çocukluğundan esinlenerek beş yılda yazdığı romanını 1996'da tamamladı.
1997'de ilk ve tek romanı Küçük Şeylerin Tanrısı romanı ile İngiltere'nin en saygın edebiyat ödülü olan Booker ödülü'nü aldı. Bu ödülü alan ilk Hint kadın oldu. Kitap çeşitli dillere çevrilerek yaklaşık 8 milyon satış rakamına ulaştı. "Sokaktaki İnsanın İmparatorluk Rehberi", "Ya çek defteri ya Cruise Füzesi" adlı kitapların da yazarı olan Roy, yirmi yol boyunca siyasi konularda kitaplar yazmış ve küreselleşme karşıtı görüşleri ile tanınmıştır. 2002'de Lanan Kültürel Özgürlük Ödülü, 2004 yılında Sydney Barış Ödülü'nü kazanan Roy, 2005'te Irak Dünya Mahkemesi adlı küresel girişim nedeniyle İstanbul'da bulundu. 2002'de Narmada'daki baraj projesine karşı çıktığı için bir günlük hapis cezasına çarptırılmış olan Roy, 2014 yılında Mahatma
İki Şehveti Dizginlemek - Mide ve Cinsellik bir nasihat kitabı değil, daha çok yol arkadaşı gibi. İmam Gazali ’nin dili sert değil, içten ve samimi; bu da okurken yalnız olmadığımı hissettirdi. Kitap bana hem bireysel hem de toplumsal bir mesaj verdi: Kendini dizginlemek, çevrene karşı daha adil ve dengeli olmanın da anahtarı..
“Büyük düşünceler, büyük bir zekâdan çok, büyük bir duygudan doğar." Romanın temel felsefelerinden birini özetleyen bu söz, aklın değil, kalbin derinliğine işaret eder.
Ebedi KocaFyodor Dostoyevski · Tibet Yayıncılık · 20203,533 okunma
Öncelikle Divan Edebiyatı ve Tanzimat dönemi yazarlarının eserlerinde tasvirler ve betimlemelere çok fazla yer verdiklerini görüyoruz. Bu kitapta da yerine göre yapılan benzetmeler hikayeye renk katarken, yersiz olanlar malesef hikayeden koparacak düzeyde. Yinede Edebiyatımıza büyük katkı sağlamış Namık Kemal’in ilk edebi romanımız olarak sayılan İntibah eseri dönemin havasını hissetmek ve İstanbulun tarihi dönemlerine tanıklık etmek açısından merakı olanlara ziyadesiyle tatmin edecektir. Neyse Uzatmıyayım.
İyi aile terbiyesi almış, yüksek tahsilli, görgülü ve ahlaklı bir genç olan Ali Bey, gençliğinin baharında "kara sevda" olarak tabir edebileceğimiz bir aşkla fahişe bir kadına tutulur. Mahpeyker isimli bu kadın, dönemin İstanbul’unda bu kötü ünüyle ve çevirdiği entrikalarla tanınan biridir.
Atalarımız "davul bile dengi dengine" der... Ali Bey’in saf ve içtenlikle duyduğu aşka karşılık, Mahpeyker’in yaradılışında bulunan para ve şehvet düşkünlüğü, gül gibi bir evladın adım adım mahvolmasına sebep olur. Oğlunu bu beladan kurtarmak isteyen annesi, Dilâşûb adında iyi ahlaklı ve temiz bir cariyeyi eve getirerek oğlunu onunla baş göz etmek ister.
Ancak Mahpeyker tarafından çevrilen entrikalar ve atılan iftiralar, Dilâşûb’un sevdiğine kavuşamadan, bu karşılıksız sevginin mutluluğa eremeden acı bir şekilde son bulmasına yol açar.
İntibah, köklerinden kopan ama modern dünyaya da ayak uyduramayıp yönünü kaybeden bir neslin ve toplumun trajik faturasıdır.
Daniel Keyes'in Algernon'a Çiçekler adlı romanı, ilk bakışta zekâ üzerine yazılmış bir hikâye gibi görünse de aslında insan olmanın ne anlama geldiğini sorgulayan son derece dokunaklı bir eserdir.
Romanın kahramanı Charlie Gordon, düşük zekâ seviyesine sahip bir bireydir. Çocuk yaşta ailesi tarafından terk edilmiş, hayatını bir fırında çalışarak sürdürmüş ve çevresindeki insanların çoğu tarafından küçümsenmiştir. Ancak Charlie'nin en dikkat çekici özelliği zekâsı değil; insanlara karşı duyduğu sevgi, öğrenme isteği ve bitmeyen umududur. O, daha zeki olursa insanların onu seveceğine, arkadaş edinebileceğine ve ailesini gururlandırabileceğine inanır.
Charlie'nin deneysel bir ameliyatla üstün zekâlı bir bireye dönüşmesi, romanın asıl trajedisini ortaya çıkarır. Çünkü insanlar Charlie'nin zekâsını kazandığını görürler ama onun zaten bir insan olduğunu unuturlar. Daha önce onunla alay edenler, bu kez de zekâsından korkmaya başlar. Charlie, hayatının hiçbir döneminde tam anlamıyla kabul göremez. Düşük zekâlıyken küçümsenir, dahi olduğunda ise dışlanır. Böylece roman, insanların çoğu zaman bireyin kendisini değil, kendilerine hissettirdiklerini sevdiklerini gösterir.
Kitabın en etkileyici yanlarından biri de Charlie ile Algernon arasındaki ilişkidir. Aynı deneyden geçen bir laboratuvar faresinin yaşadığı değişimler, Charlie'nin geleceğinin habercisi olur. Algernon'un bozulmaya başlayan zihinsel durumu, okura yaklaşan sonun ağırlığını hissettirir. Bu nedenle roman yalnızca bir yükseliş hikâyesi değil, aynı zamanda kaçınılmaz bir düşüşün de hikâyesidir.
Eserde beni en çok etkileyen bölümlerden biri Charlie'nin terapi sırasında yaşadığı mistik deneyimdir. Evrenle bütünleştiğini hissettiği, ışıklar, mağaralar ve lotus benzeri çiçek imgeleriyle anlatılan bu sahne, Charlie'nin