Ya sizin acımasızlık dediğinize onlar adalet diyorsa? İnsan öyle bir yaratık ki, adalet için incittiği mahkum ona zevk verebilir ve bu acımasızlığı kendi tatmini için mi yoksa adalet için mi yaptığının ayrımını göremez.
Şeytanca emri veren yeterince yüksek bir otoriteyse insan bir masumu incitmeye boyun eğebilir mi? İnsanlar normalde karakterlerine ters düşecek şeyleri adalet ve otoritenin adı altında yapabilir mi?
Kitapta eski komutan zamanında bu alet kullanılırken insanların gelip izlediğinden bahsediliyor. Belki zevkten, belki baskıdan, belki korkudan izliyorlar ama gerçek şu ki bu zalimce yönteme karşı bir kişi bile ayağa kalkıp bir şeyler söylemiyor. İnsanlar fikirlerini belli etmeleri takdirinde cezalandırılmaktan korkuyorlar. Ama ne zaman ki yeni kumandan geliyor ve onun daha az zalim olduğunu görüyorlar, o zaman fikir belirtiyorlar. Konuşmak için güvenli zamanı bekliyorlar. Aslında bunun zalimce olduğunu bilmelerine rağmen bunca zaman göz yumuyorlar.
Subat aygıtın bir adalet sağlayıcısı olduğuna öyle gönülden inanıyor ki "onu kullanmak gerçekten gerekli mi?" sorusunu hiç sormuyor bile. Toplumca inanılan şeyleri sorgulama gereği duyulmaz, mantıktan oldukça uzak olsalar bile.
İşin garip tarafı subay bu aygıtın güzelliğine kaptırıyor kendini. Altındaki insanın çığlığını sanki bir melodiden bahseder gibi anlatıyor. Birisinin acı çekmesinden duyulan zevk ve keyif, aslında her insanda bulunan bir duygu. Ama bu olayda bir teselli var. Subayın aldığı keyfi haklı çıkardığı sebep, acı çeken adam bir suçlu, ve acıyı hak ediyor. Bu gerekçe ile subay zalimce içgüdüsünün üstünü örtüyor.
Başkasını yargılarsan, sen de yargılanırsın. Başkasını yargıladığın ölçüyle, sen de yargılanırsın.
Subay başkası üzerinde nasıl uyguladıysa, kendinde de aynı şekilde uyguluyor
Ceza SömürgesiFranz Kafka · Yapı Kredi Yayınları · 201911bin okunma