Kadın sadece erkeklerin yazdığı kurmaca edebiyatta var olsaydı, onun son derece önemli biri olduğunu hayal edebilirdik.
Kadın bir kere çok farklı şekillerde tezahür ediliyordu.
Yiğit de olabiliyordu, aşağılık da... Göze olağanüstü güzel de görünebiliyordu, bir o kadar gudubet de. Duruma göre ya muhteşemdi, ya da sefil. Bir erkek kadar yüceydi, hatta kimilerine göre ondan da yüce biriydi. Ama o kadın kurmaca edebiyattaki kadındır.
Gerçek hayatta ise, bir odada onun üstüne kilit vurulabilir ve orada sağa sola savrularak iyice hırpalanabilirdi.
Son olarak ortaya son derece tuhaf, karma bir yaratık çıkıyor.
Bu yaratık, hayal aleminde çok büyük bir öneme sahiptir ama iş pratiğe gelince bir sinek kadar bile ağırlığı yoktur.
Şiirin içine işlemiştir; ama tarih sahnesinde hiç yok gibidir. Kurmaca edebiyatta, kralların ve fatihlerin hayatına hükmetmektedir.; gerçekte ise ebeveynleri evlilik halkasını hangi oğlan için onun parmağına geçirmişse, o oğlanın kölesi durumundadır. Edebiyattaki en esin verici sözcüklerin ve en derin düşüncelerin bazıları onun ağzından çıkmaktadır ama gerçek hayatta ne doğru dürüst okuma yazma bilir, ne de hecelemeyi becerir. Sadece kocasının malı durumundadır.