"William'a güveniyor musun?"
"Tabi ki."
"Ben de Francis'e karşı aynı hisleri duyuyorum."
"Aynı şey değil."
"Onun bana karşı olan sevginin ne düzeyde olduğunu nereden biliyorsun?"
"Bir kadının bir erkeği sevmesiyle aynı şey olmadığını biliyorum."
"Evet. Onu bir erkeğin bir erkeği sevdiği şekilde seviyorum."
"Bu kutsal yazılara aykırı."
Ellerimi tutup o karşı koyulmaz Boleyn gülümsemesiyle gülümsedi. "Mary olan oldu. Bazı tehlikeli zamanlarda beni rahatlatan tek şey Francis'in bana olan sevgisi. Bırak bu kadarı benim olsun. Çünkü tanrı şahidim birkaç başka eğlencem daha var ve sanırım büyük bir tehlikenin ortasındayız."
O gece hastalığımdan fazla zihnimi işgal ettiğinin farkında olmadan yanlız bunu düşündüm. Nühzet'le beraber büyüdük. Benden yaşca büyük olduğu halde, onun küçükken bebekleriyle oynamasını, ben, istihfafla (küçümsemeyle) seyrederdim, bilhassa hastalığımdan sonra. Ben ondan evvel, ruhen çocukluktan çıktım, daha evvel ciddîleştim. O hâlâ çocuktu. (Fakat bu da benim hoşuma gidiyordu.) Kendimde kaybettiğim şeyleri onda buluyordum. Fakat bütün bunları arkadaş hisleri sanıyordum.