Yaşamak romanı, benim için sadece bir hikâye değil; insanın hayata neden tutunduğunu sorgulatan derin bir metin oldu. Yu Hua, bu romanda büyük olaylardan çok, sıradan bir insanın başına gelen küçük ama yıpratıcı acılar üzerinden hayatın gerçek yüzünü anlatıyor. Kitabı okurken zaman zaman durup “İnsan bunca şeye rağmen nasıl yaşamaya devam eder?” diye düşündüm.
Romanın başkahramanı Fugui, başta savurgan ve sorumsuz bir hayat sürerken zamanla her şeyini kaybeden bir adama dönüşüyor. Ancak asıl dikkatimi çeken şey, Fugui’nin yaşadıkları değil; yaşadıklarına rağmen hayattan kopmaması oldu. Ailesini, evladını, eşini, umutlarını kaybetmesine rağmen yaşamaya devam etmesi bana göre romanın temel mesajını oluşturuyor. Yu Hua, yaşamanın her zaman mutlu olmak demek olmadığını, bazen sadece nefes almaya devam etmek olduğunu çok sade ama sarsıcı bir şekilde gösteriyor.
Roman boyunca savaş, yoksulluk, hastalık ve ölüm gibi ağır temalar işleniyor. Ancak yazar bunları abartılı bir dramatizmle değil, neredeyse sessiz bir kabullenişle anlatıyor. Bu da beni daha çok etkiledi. Çünkü acı, bağırarak değil; sakin bir dille anlatıldığında daha derinden hissediliyor. Fugui’nin başına gelen her olayda, onunla birlikte okuyucu da biraz daha yoruluyor ama aynı zamanda hayata karşı daha gerçekçi bir bakış kazanıyor.
Hayat adil olmak zorunda değil. İyi insanlar da acı çekebilir, masumlar da kaybedebilir. Ama buna rağmen yaşamın kendisi başlı başına bir direniş olabilir Herkesin okumasını tavsiye ederim.