Her ne ki arıyorsun; aradığın ancak sensin... İyinin de, kötünün de fidanı senin içinde büyür... Her meyvenin içi kabuğundan yeğdir... Sen göremiyorsun diye bu âlem yok değildir... Âlemin varlığını ancak kul olarak anlayabilirsin...
Yusuf dedi Züleyha...
Sana gel kaderim ol demem.
O kadar ki; güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana...
Bak alnına iki kaşının ortasına.
Orada benim mührüm var.
Alnımın yazısı olduğun kadar alın yazısıyım sana...
Hadiste, kimine dağ kadar, kimine tepe kadar, hatta en az verilene ise ayaklarının ucu kadar nur verildiği söylenmiştir. Öyle ki bu nur bazen parıldar, bazen söner. Bu nur ışıldadığında kişi yürür, söndüğünde ise yerinde kalakalır. Herkesin sırat köprüsündeki yürümesi nuru kadardır. Kimisi göz açıp kapayıncaya değin geçer, kimisi şimşek, kimisi bulut, kimisi gezegenlerin ağır hareketleri, kimisi ata binmiş gibi geçer. Ayak parmaklarının hizasına kadar nur verilen kimseler yüz üstü bir şekilde adeta emekleyerek geçer. Bir elini atar fakat diğer eli ateşe değer, kurtulana kadar böylesi sürünerek ilerler.