Kitaptaki iki ana karakterden bahsedecek olursam öncelikle Samim karakterinden bahsetmeliyim. Samim hayatta sıkışıp kaldığı yerde 'Simerenya' adlı ütopyasında buluyordu kendini. Öyle bir ütopyaki her şeyin mutlaka bir çözümü vardı. Herkesin Samim gibi bir ütopyası olsa. Ve orda mutlu mesut yaşasa keşke. Zihnimizde oluşturduğumuz ütopyalar mümkün olmasada benim ütopyamda kitaplar sanırım. Hayatın bütün kargaşasından, haksızlığından, anlaşılmazlığından uzaklaşabildiğim tek yer diyebilirim. Bu kitaptada kendi dünyamdan uzaklaştım. Arada bir Samim karakterinin ütopyasında yaşadım. Ve o ütopyadan hiç çıkmak istemedim.
Ve birde kısaca Meral karakterimizden bahsetmek isterim.
Meralin içinde, Peyami Safa'nın kitaptada sıkça bahsettiği gibi iki ben vardı. Tıpkı her insanda olduğu gibi. Bir iyi (birinci ben) bir de kötü (ikinci ben). Meral, aslında ikinci beni tercih etti hep. Ama Samimleyken birinci beni oynadı. Buysa farkında olmadan kendi içinde, kendini kaybetmesine neden oldu. Ve sonunda ne istediğini bilememek onu bir felakete sürükledi, sonu oldu...
İnsan içindeki iyiyi dinlerse her zaman doğru yolda ve olması gereken yerdedir. Kötü olanı dinlerse insan olmaktan, kendi olmaktan çıkar. Hayatınız sizin elinizde. Yaptığınız seçimler, verdiğiniz kararlar, yöneldiğiniz yol sizi ya insan yapar ya da insanlıktan çıkarır. İkinci beni dinlediğinizde her şey daha güzel gelir, daha çekici gelir belki. Ve farketmezsiniz kendinize yaptığınız kötülüğü. Ama bir gün, o kötülük ayağınıza dolaşır ve sonunuz olur...
"İkincilerimize hakim olduğumuz nispette insanız."
~Peyami Safa~
Keyifli okumalar...