ZEYNEP BULAN YAZICI

ZEYNEP BULAN YAZICI
@zeynepce
"Kendine bak kendine; özüne, sözüne, benliğine. İlgilenme kimseyle, kim ne yemiş, ne giymiş bundan sanane. Sen kendini besle; bilgiyle, sevgiyle, şefkatle. Ancak o zaman ulaşırsın, insan olmanın erdemine."
Bir tanem! Son mektubunda: “Başım sızlıyor, yüreğim sersem” diyorsun. “Seni asarlarsa, seni kaybedersem” diyorsun; “Yaşayamam” Yaşarsın karıcığım, Kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda; Yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı En fazla bir yıl sürer Yirminci asırlarda ölüm acısı. Ölüm, Bir ipte sallanan bir ölü. Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm. Fakat, Emin ol ki sevgili, Zavallı bir çingenenin Kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli Geçirecekse eğer ipi boğazıma, Mavi gözlerimde korkuyu görmek için Boşuna bakacaklar Nâzım’a! Ben, Alaca karanlığında son sabahımın Dostlarımı ve seni göreceğim. Ve yalnız, Yarım kalmış bir şarkının acısını Toprağa götüreceğim… Karım benim! İyi yürekli,
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“Sevgili, Bütün bir uykusuz geçen geceden sonra sana bu mektubu sabah sabah yazıyorum. Oğlumla beraber çıkarıp gönderdiğiniz resim uyutmadı beni. Niçin uyutmadı? Neden uyutmadı? Bu niçin’e, neden’e cevap vermek için baştan başa bir şiir kitabı yazmak lazım. O kitap günün birinde yazılacaktır. Şimdi muhakkak olan bir şey varsa, bütün bir gece uyumadığımdır. Bana aşk mektubu gönder, diyorsun. Şimdiye kadar gönderdiklerimin çoğu neydi zaten. Sen benim gözlerimin içine bakarak bir kere olsun seni seviyorum dememişsindir. Ben, her yerde, her zaman, yaldızlı bir denizin üstünde, çam ağaçlı bir balkonda olsun, karanlık, yalnız senin gözlerinin ışıltısını gördüğüm ılık bir odada, bir hapishanenin görüşme yerinde olsun, mektupla olsun, mektupsuz olsun, nesirle olsun, şiirle olsun, içimden her gelişte sana, seni seviyorum, demişimdir. Ben bu aşk mektubu yazmasını beceremedim. Sen yaz da bana model olsun diyorsun. Senin aşk mektubun harikuladeydi. Buranın ölçüsüyle, böyle bir mektup için üç sene yatılır billahi… Zati sen benden çok daha derinsin, yavrum. Belki ben daha sanatkârım. Benden emin olman beni öyle bahtiyar, öyle mağrur kıldı ki… Bir binbir gece şehrinin altın kakmalı kapılarından muzaffer girmiş eski zaman kahramanı gibi hissediyorum kendimi….”
9/10
·772 syf.··
Beğendi
·
2015 68. kitabı
Ağızdan ağıza yayılan aşk hikayeleri vardır. Küçüklüğümüzden beri düşmez hikayelerden. Çocuklarına bu aşıkların isimlerini koyanlar olur. Belki aşklarını sevdiklerinden belki de çocuklarının da aşklarının büyük olmasını dilediklerinden. Kültürümüz, karakterimiz gereği çok bağlıyız duygulara, aşka, umuda, sevgiye, şevkate, en imkansız görüneni bile oldurmaya çalışmaya. Bu yüzdendir belki şairlerimizin çok sayıda olması. Fakat bir ayrıntı daha var gözden kaçırılan. Çoğu şair’i şair yapan kavuşamadığı aşklardı. Aşkların ulaşılmazlığını kağıda döktü onlar. Ekmeğini hüzünden çıkardılar. Sabır ve sebat ile. Hayat hikayesi her dinlendiğinde boğazların düğümlendiği, memleketine bu kadar bağlıyken vatan haini ilan edilen, Türk şiirinin tartışmasız en büyük şairlerinden biri Nazım Hikmet. Onun, kişiliği ve aşkları da şiirleri kadar ölümsüz sanki… Hapis yılları boyunca yılda sadece birkaç kez görüştüğü Piraye’yle olan ilişkisi de anlatılacak türden.
Piraye'ye MektuplarNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20176,1bin okunma
Biri geliyor, hayatımıza bir makas atıyor; o yaşadığımız bölüm, bütünün dışına düşüyor.
...ona yazarsam, yanıt verecek; yazmazsam yanıt isteyecekti.