"Uyan Ferdinand, hisset lütfen,sen özgürsün, tamamen özgür, hiç kimse seni istemediğin şeylere zorlayamaz."
Stefan Zweig'ın savaş karşıtı düşüncelerini yazıya döktüğü eseri, Mecburiyet. Ferdinand, karısı Paula ile beraber ülkesindeki savaştan kaçmıştır ancak özgürlükleri fazla uzun sürmez, askere elverişliliğinin tespiti için bir mektup gönderilir. Gönderilen bu mektup Ferdinand için bir seçim yapmasını zorunlu kılar. Ya özgürlüğünü seçip karısıyla beraber yaşamını devam ettirecektir ya da savaş karşıtı olduğu halde devletin çağrısına kulak verip "vatani görevini" yerine getirecektir.
Zweig'ın birkaç eserinde daha savaş karşıtı görüşlerini okumuştum ancak içlerinden beni en çok etkileyen bu eser oldu. Ferdinand eline ulaşan mektup ile ne kadar istemese de kendi gücünün üstünde yaptırımı olan devletinin gücü altında ezilir ve düşünemez hâle gelir. Bir robot gibi sadece verilen emri yerine getirmek üzere hareket eder, içindeki ses her ne kadar zıttını söylese de kendini 'mecbur' hissediyordur. Karısı Paula ise ona sürekli özgürlüğünü hatırlatır. Mecbur olmadığını, bir hayatı olduğunu ve bunu yaşaması gerektiğini, inanmadığı bir şey uğruna hayatını ortaya koymaması gerektiğini söyler durur. Bence kilit noktalardan biri buydu, inandığın/inanmadığın şeylere hayatını adamak, feda etmek, inanmadığın halde başkalarının görüşünün peşinden gitmek... Paula'nın tam olarak anlatmak istediği buydu. Biz burada aynı görüşte olan iki insanın bir yaptırım karşısındaki duruşlarına tanık oluyoruz aslında. İnanmadığın ama yapman istenilen şeylere karşı net tavır koymak veya inanmasan dahi mecbur hissettiğin için yaptırımı uygulamak. Biz bunu karşımıza çıkan pek çok olayda yaşıyoruz. Bir duruma karşı sergilenen bu iki farklı duruş beni de kendi içimde bir sorguya itti. Yapmamı istenilen,
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175,1bin okunma