Bu yüzden sizinle konuşuyorum. Siz gözleminizi önyargınızdan ayırabilen ender insanlardansınız. Siz var olanı görüyorsunuz, çoğu kişi beklediğini görüyor.
Kendi etrafına bir perde çekti. Yüzünden ifadeyi, gözlerinden ışığı sildi, konuşmasını susturdu. Daha sonraları, bunların başına gelmiş olmasından çok katlanabilmiş olmasına, üstelik asgari acıyla katlanmış olmasına şaşırmıştı.
Yalnızlık bir eğilimdir ve çok ağırdır.
Ben hafif bir kitap yazmaya çalıştım.
Viyolonselden daha fazla akordeonun sesinin duyulmasına özen gösterdim, hüzün çok fazla hissedilir olduğunda ise hemen bir iki şaklabanlık yapıp birkaç kahkaha atılsın diye çabaladım.
İngilizler yalnızlıktan söz ederken iki farklı kelime kullanıyorlar: Loneliness, “kişinin kendi seçimi olmadığı halde yalnız olması” ile Solitude, “kişinin kendi seçiminin sonucu olarak yalnız kalması”
Fransızcada iyi ya da kötü her iki duruma da işaret etmek için tek bir sözcük kullanılıyor, iki tane olmasına gerek de yok zaten, insanların yüzünden hangisi olduğu okunuyor.
Dile getirmek isteyip söylemekten çekindiklerimiz vardı. Söylemeye kalkışıp çekingenliğimizle anlaşılmaz, tanınmaz bir kılığa soktuğumuz düşüncelerimiz, duygularımız vardı. Bir şey söylemeksizin birbirimizi anlayalım istiyor, birbirimizi, suskularımız içinden, anlamamızı bekliyorduk biribirimizden.