Ebru Yaman

Ebru Yaman
@zeynepnida0
Önce herşeyi siyaha boyamak lazım. Sonra kurumasını bekleyip, üstüne beyaz harferle yeni bir hikaye yazmak. Buna UNUTMAK diyoruz...
Şiir bir başına ne hayıftır, ne telafidir, ne ağıttır, ne sevinçtir, ne de iç dökme. Bütün bunları da içeren çok özel, çok bireysel bir varoluş manifestosudur. Benim şiirim de bunlardan azade değil elbette. Çok abartılı sayılmazsa, yaşadığımız hayatı, aşkıyla, ayrılığıyla, bireysel-toplumsal korkularıyla, zamanın ağırlığıyla, insanın yoksunluklarıyla yeniden anlama ve inşa etme çırpınışıdır. Bu kadar yakıcı olması, tüm bu inşayı ölümün odağında yapıyor olmasından geliyor diye düşünürüm. Ölüm olmasaydı hiçbirimiz hayatı bu kadar sevmezdik.
Reklam
Belki kuşlar çok derin, eski bir içgüdüyle buraya, o zaman kesilmiş olacak olan şu ulu çınarın üstüne, göğüne uğrayacaklar, bir an duraklayıp bir şeyler arayacak, bir şeyleri anımsamaya çalışacak, beton yığını evlerin üstünde küme küme dolaşacak, konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler.
- "İnsanlık öldü mü?" dedim. - "Yok" dedi, "Ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?" - "Nerede kaldı acaba?" - "Kuşlar da gitti." dedi...
"Fıkaralık Allah'tan," dedi Hayri. "Zızzzzzzzzzt," dedi Uzun. "Allah’ın sanki parası vardı." Kuşlar da Gitti
“Bozkırın baharı geç gelir. Çiçekleri de daha geç açar. Çiçeklerin sapları bir parmak boyunda var yok, kısa, küt olur. Bozkır çiçeklerinin renkleri alabildiğine parlaktır. Kırmızıysa, böyle bir kırmızı hiçbir yerde görülmüş değildir. Sarısı, mavisi, turuncusu da öyledir. Gece karanlığında bile gözükürler. Kokuları keskindir. Bu yüzden de, üstünde çiçek olsun olmasın, eğil, bozkır toprağını kokla mis gibi kokar.”
Sayfa 378
Reklam