Kuşlar Da Gitti

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.351
Gösterim
Adı:
Kuşlar Da Gitti
Baskı tarihi:
Mart 1978
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Millet Yayınları
Baskılar:
Kuşlar da Gitti
Kuşlar Da Gitti
Kuşlar da Gitti
“insanlık öldü mü?” dedim. “yok,” dedi, “ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?”
“nerede kaldı acaba?”
mahmudun yüzü bir sevinç ışığında şakıdı. insanlık belki mahmudun bu ağız dolusu gülüşünde, bu yürek dolusu sevincindedir, kim bilir, belki…
“kuşlar da gitti,” dedi mahmut.
sonra hiç konuşmadık. kuşlar da gitti kuşlarla birlikte.. ne olacak, kuşlar da gitti.”

istanbul’un çürüyen, kirlenen yüzünün ve insanlığın da şehirle birlikte yok oluşunun romanıdır. kuşların bir zamanlar mekan tuttuğu istanbul’da çocuklar onları yakalayarak cami, kilise ve sinagogların kapılarında “azat buzat beni cennet kapısında gözet” diyerek satarlar. ancak çocuklar satamadıkları kuşları yemek zorunda kalırlar.”
“Kafesin biri kuş aramaya çıktı” Franz Kafka

Hemen kafesin ne olduğuyla başlayalım. Kuşlar da Gitti'de aslında kuşların kafese konması değildir bu kafes dediğimiz şey. İnsanlıktır bu kafese konan. Şu düzende kafese konan kuş kadar çaresizdir insanlık. Kafesler artık insanlığımızı tutuyor. Şehirlerin sokaklarında insanlığın çöp yığınları birikiyor. Artık insanlığın kötü rüzgarları yağmur getiriyor. Sait Faik'in dediği gibi zamanlar başka türlü oldu.

Kitap anadolunun farklı yerlerinden kopup İstanbul’a gelen üç arkadaşın, Uzun Süleyman, Hayri, Semih’in, hikâyesini anlatır. Bu üç arkadaş azat buzat beni cennet kapısında gözet geleneğine uygun olarak satmak için kuş tutarlar. Azat buzat geleneği kişinin işlediği günahlardan, yaptığı kötülüklerden havaya kuş salınmasıyla arınması hesabına dayanan bir gelenektir. Üç arkadaş gece gündüz kuş tutarlar. İçleri kuşları satıp para kazanmanın ümidiyle doludur. O yüzden tıka basa kafesleri doldururlar. Onlar kötü bir şey yapmazlar, insanlar kuşları alacak ve kuşlar yeniden özgür olacaklardır. Peki, umutları ne kadar doymuştur ki? Bu kuşları satın almazsanız açlıktan onları yiyeceğiz diye bağırırken mi? İnsanın yaptıklarının kefareti için kafeslerin özgür kuşları hapsetmesi ne büyük çelişkidir. Bu çelişki bir ustanın elinde işte böyle roman olur. Üç arkadaş kopmuş gelmiş başka yerlerden, kuşlar göçmüş gelmiş başka yerlerden. Kuş da çocuk da doymanın peşinde. Çocuk kuşa tuzak kuruyor, şehir sahipsiz çocukları yutmanın peşinde. Ama çocuklar saf, hırsızlık yapmayız, çalmayız, hakkımızla para kazanırız derdinde. Şehir çocuklara bunu verebilmiş mi, o kuşları kafese koydurmadan gökyüzünde kanat çırpmasına izin verebilmiş mi? Bir çocukla bir kuşun saflığına nasıl başkaldırırız biz! Bu çelişki bir ustanın elinde işte böyle roman olur.

Giden kuşlar mıydı? Yoksa insanlığımız mı? Her ikisi?

Biz hep eski zamanlara özlem duyarız ama eski dönemdeki insanlar kendi dönemlerinden memnun değilmişler. Yaşar Kemal “"İnsanlık öldü mü? "Yok" dedi, "ölmedi, ölmedi ama bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?" diyor. Biz bu dönemde bir yerlere sıkışan insanlıktan bahsedebiliyor muyuz? Artık küçük bir huzur adına kafamızın içini aynalarla kaplatıp kendi dünyalarımıza o kadar dalmışız ki etrafta olanlara çok uzağız. İnsanlığa uzağız. Artık karşı düşüncelere tahammül edemez durumdayız. Günlerdir Dede’nin birine gülüyoruz. Gidiyeahhh! Bırakın şu dedeyi artık. Bizim insanlığımız elden gidiyeahh. Bunun şakası olmaz işte. Yaşar Kemal açık açık bana bakın, ben öyle tatlı matlı yazı yazamam, kırarım bu kalemi, dileyen okur, dilemeyen okumaz diyor. Bize Yaşar Kemal gibi kalemini kıracak yazarlar lazım. Lazım ki inadına kapalı tuttuğumuz gözlerimiz açılsın. Bize Yaşar Kemal gibi kuşların gitmesine üzülecek duyarlı insanlar lazım. Çünkü ''Kuşlar gelsin hafız, onlara dair kötü hatıraları yoktur gökyüzünün, onlar intihar nedir, ihanet nedir bilmezler.” Bize Yaşar Kemal gibi insanlık kavramının altını doldurabilmiş insanlar lazım. Lazım ki insan olma bilincine erişelim. Erişelim ki kuşlarımız gitmesin. “Ah, beni vursalar bir kuş yerine!”

Kuşları seven bir yazarın kitabının incelemesinde kuşları anmadan geçmek olmaz diye düşünüyorum. Kuşlar özgürlüğü ve barışı simgelemesiyle insanlığa en çok yakışan hayvanlardandır. Çünkü eşsiz gökyüzü kanatlarının altına dolar. O mavilikler bizim değil kuşlarındır. Bundan olacak ki edebiyatımızda çokça rastlarız kuş imgesine. Bizzat Yaşar Kemal’in içinde kuş geçen kitapları, kitap isimleri var. Yine bir sürü şiire konu olmuşlardır. O kadar güzel dizeler vardır ki. Örnek olsun diye birazını bırakıyorum buraya: https://onedio.com/...2-siir-dizesi-330944

Yaşar Kemal, kalemin ''Öyle güzel ki, kuş koysunlar yoluna'' bir okur demiş.

Bir arkadaşımın dediği gibi ‘hikâyem bu kadar.’ Keyifli okumalar.
İnsanlık öldü mü?

Bir düşünelim bakalım öldü mü, ölmedi mi… Sonra kendi içimizde karar verelim bu sorunun cevabına..

Yaşar Kemal, kendine has üslubu ile Anadolu insanını çok iyi yansıtmaktadır. İlk eseri zaten bunun tescilli belgesidir. Yani Üstat bizi ve insanımızı olduğu gibi kalemine yansıtmaktadır.

İnsanlık için 100 yıl önceye gitmeniz ya da 500 yıl önceye gitmenize gerek yok. İnsanlık şuan nasılsa o dönemlerin şartı ne ise duruma göre de öyleydi. Sadece şuan teknolojik imkanlarımız daha fazla. Bu duruma istinaden hoşgörü ya da iyilik katsayımız daha fazla değil. Olmayacaktır da. İnsanlar karmakarışık yapılar değillerdir ama öyle olmayı seçmektedirler. Düz olmak toplum da basit olarak algılandığından, herkes olmayan farkını göstermeye çalışmaktadır. Hepimiz bu işin lacivertiyiz hiç merak etmeyin..

Kitabı okurken, eski İstanbul’dan zihnimize birkaç güzel şey yerleşiyor.. Daha sonra ise; İstanbul’un yitip yok olmasına imkan sağlayan o sözcükler dolaşıyor satırlarda.. Yeşilliğin, betonerme yığınlarına teslim olması ve doğanın insan tarafından her dönemde katledilmesi. İnsanlığın ağaçlarla alıp veremediği her ne ise, yüzyıllardır hiç değişmedi. Ağaca ve yeşilliğe düşman bir toplum.. Ne uğruna, tabi ki $$$$$$$$$$$$$$$$

İnsanlar hayatlarını kazanmak için çalışırlar. Yemek yemek için, giyinmek için, ev kirası için, annesine-babasına bakmak için vsvsvs. Bu liste uzar gider. İnsan çalışır, çünkü kapitalist düzende para kazanmanız gerekmektedir. Günümüzde, özellikle büyük şehirler de çoğu insan sadece ekmek parası için çalışmıyor bunu biliyoruz? En yeni cep telefonunu almak, en iyi kıyafetleri giymek, 3 liraya doyacak karnı 300 liraya doyurmak peşindeler/peşindeyiz. Hikaye de ki karakterlerimiz karınlarını doyurmanın peşindedirler.. Anadolu çocukları ilk İstanbul’a geldikleri anda kaybolurlar. İstanbul gerçekten de büyüktür ve bununla başa çıkması ayrı derttir. İstanbul'a yenilmemek için çok çalışmanız gerekmektedir. Peki bunu dürüstlükle mi, yoksa yalan dolan la mı yapacağız sizin tercihinizdir.

Hikaye de ki karakterlerimiz kendi yolları ile bunu yapmaktadır. Ama bu ne kadar işe yaramaktadır? İnsanın sabrı nereye kadardır? Ne kadar aç kalabilirsiniz? Bir gün, İki gün? Ne kadar? Hayallerinizi ne kadar erteleyebilirsiniz? Büyük hayaller de değil...

İnsanımız değişmez.. Dünyanın her yerinde insan tipleri aynıdır. Dili, dini, ırkı farklıdır sadece..
Toplumsal olayların hepsin de tepkileri çoğunlukla aynıdır. Birisi sizin kötü biri olduğunuzu, yaptığınızın yanlış olduğunu düşünüyor ve işaret parmağı ile sizi işaret ediyor ise, on kişiden en az altısı sizi sorgulamadan, o parmağın işaret ettiği gibi sizin linç edilmesi gereken biri olduğunuzu düşünecek ve girişime başlayacaktır.

Aç kalırsanız ne yapardınız? Aç kalır ve toplumdan tekme yerseniz ne kadar ileri giderdiniz? Sayfa sayısı az ama üstat tarafından her sayfası dolu dolu hale getirilmiş bu kısa öykü, bunun cevabını size verecektir.

İnsanlar günlük hayatta kendi çıkarları için her şeyi yaparlar.. ama unutmamak lazımdır ki; "Cehennem yerinde hiç ateş yoktur, herkes ateşini burdan götürür..."

Ve şu soruyu tekrar kendimize soralım;

İnsanlık öldü mü? Yoksa bir yerlere mi sıkıştı? Ya da hiç var olmadı mı?

Sizce?

Bu kısa öykü, Anadolu insanını, çok değil az biraz eski İstanbul'u, çocukları, yetişkinleri, insanımızın her dönemde olaylara verdiği cevapları hayalinize getirecektir. ve çok samimi bir dille yazılmış diyaloglar, sizin canlandırmalarınızla gerçeğe dönüşecektir.. Zihninizde yaşayacağınız bu eser, daha fazla Yaşar Kemal kitabı okumak için sizi teşvik edecektir.

Yaşar Kemal’e saygı ve sevgilerimi sunarım.

Kitabı tavsiye eder, herkese iyi okumalar dilerim…
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.454 Oy)19.226 beğeni43.878 okunma3.079 alıntı185.096 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.634 Oy)8.909 beğeni29.034 okunma861 alıntı141.201 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.812 Oy)13.541 beğeni34.907 okunma3.467 alıntı147.774 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.382 Oy)9.349 beğeni25.973 okunma1.870 alıntı120.270 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.527 Oy)8.123 beğeni23.049 okunma853 alıntı91.013 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.046 Oy)5.460 beğeni17.525 okunma1.025 alıntı60.913 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.717 Oy)5.822 beğeni19.880 okunma850 alıntı102.502 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.640 Oy)9.146 beğeni25.613 okunma1.612 alıntı128.712 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.976 Oy)8.949 beğeni26.600 okunma2.730 alıntı116.260 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (4.046 Oy)4.383 beğeni12.846 okunma2.470 alıntı71.393 gösterim
“Azat buzat ,bizi Cennet kapısında gözet!”
“Gözeeeet,oooy gözeeet…”

Semih,Süleyman ,Hayri namı diğer “Üçler” canlı kuş yakalayarak bu kuşları Müslümanlar için cami,Hristiyanlar için kilise ve Yahudiler için sinogogların önünde “azat buzat ,bizi cennet kapısında gözet” diye satarlar. Satabilirlerse ne ala ,bir bayram havası yaşanır adeta. O tuttukları rengarenk kuşları geri ait oldukları yere ,gökyüzüne uçurmak en çok istedikleri şey.Ama paranın gözü kör olsun işte mecburlar bu işi yapmaya…
Satamadıkları kuşlar ya ölür ya da yemek zorunda kalırlar.

**************************************************


İyi ki tanıştık büyük usta…

Ben Yaşar Kemal’in kalemini çok beğendim.Bu kısacık kitap bile öyle doyurucuydu ki bendeki bıraktığı etki anlatılmaz… Netten araştırdığım kadarıyla kısaca sizlerle de paylaşmak isterim:

Yaşar Kemal -( 1923-2015)
Tam adı : Kemal Sadık Gökçeli
Kürt kökenli Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Yalnızca Türk romanının değil dünya edebiyatının da önde gelen isimlerinden biri olan Yaşar Kemal’in yapıtları kırkı aşkın dile çevrilmiştir. Yaşar Kemal, Türkiye’de aldığı çok sayıda ödülün yanı sıra yurtdışında aralarında Uluslararası Cino del Duca ödülü, Légion d’Honneur nişanı Commandeur payesi, Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı, Premi Internacional Catalunya, Fransa Cumhuriyeti tarafından Légion d’Honneur Grand Officier rütbesi, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü’nün de bulunduğu yirmiyi aşkın ödül, ikisi yurtdışında beşi Türkiye’de olmak üzere, yedi fahri doktorluk payesi aldı.

**************************************************
İstanbul’un değişmesi ve insanlığın da şehirle birlikte kirlenmesidir anlatılan… Eskiye özlem sıkça dile getirilir:

“İnsanlık öldü mü? dedim.
“Yok,” dedi,
“ölmedi ,ölmedi ama,bir şeyler oldu,başka bir yerde sıkıştı kaldı herhalde?”
“Nerede kaldı acaba?”

**************************************************

Dindar insanlardan beklenenin dışında görülen davranışlar… Nerede hoşgörü? Nerede dedirtti… Dini inancıyla insanlığı örtüşmeyenler…

Kuşlar da gitti …

“Azgın suratlı ,bereli adamlar,gözleri velfecr okuyan,camiden Allah’la yaman bir döğüşten çıkmışçasına,yüzlerinin olanca nurunu orada,içeride bırakmış çıkan insanlar,mümin mi bunlar,bu öfkeden bastıkları yeri çatlatanlar,bunlar mı mümin? Kuşlar başlarını alıp gittiler ,çoktan…”


İnsanlığın insanlardan gittiği gibi!

**************************************************

Etkinlik için https://1000kitap.com/rastafaryan_papaz ‘e teşekkür ederim . Etkinliği oluşturan ,katılan herkesin emeğine sağlık… Kesinlikle Yaşar Kemal okumaya devam edeceğim…
Anlatacaklarım bu kadar,ben çok beğendim ve tavsiye ederim… İnsanlığın bitmemesi umuduyla …

https://www.youtube.com/watch?v=R8DuZJ5-dmA


Teşekkür ederim…
Sevgiler…
Saygılar…
İstanbul ve çocuklar, çocuklar ve kuşlar, kuşlar ve cami kapıları, ve cami kapılarında bekleyen adamlar. Para kazanmak için önce kuşları tutsak edip, sonra tekrar serbest kalmaları için durmadan, ard arda, çığlık çığlığa bağırmalar. Cennete gitmek için özgürlükleri insan tarafından elinde alınmış, ve tekrar onları bir tekerleme şeklinde sözleri ağızlarından çıkartarak, tutsak kuşları serbest bırakabilecek yine insanlar. Peki gerçekten insanlık ölmüşmüdür? Bence çocuklara, para bulabilmek için tek seçenek kuşları yakalamalak olduğunu ve cami'den çıkan adamların, eğer kuşları serbest bırakırsak cennete gideriz, diye tek düze düşünce haline gelen bir zamanda veya toplumda insanlık bir yere sıkışmamıştı. İnsanlık gerçektende ölmüştü....
Bu denli güzel ve içi edebiyat dolu bir kitabı okuduğum için, çok şanlı ve mutluyum. Ama bide bu denli güzel yazılan kitaba böyle bakmak istedim... Okuyanlar ne anlatmak istediğimi, umarım anlamıştır. Okumayanlarda kitabı okusa iyi ederler.;))
Yaşar Kemal'den insan ruhundaki olumsuz değişikliklere ve doğanın yok edilmesine karşı yazılmış, eleştiri dolu bir roman.

Kitapta, kuşları yakalayarak kafeslere koyup satarak geçimlerini sağlamaya çalışan üç gencin dramatik hikayesi anlatılamktadır. Gençler, yakaladıkları kuşları, İstanbul'un çeşitli semtlerindeki camil önlerine ve kalabalık meydanlara götürerek, insanların onları özgür bırakmak için satın almalarını ve azat etmelerini hedeflemektedirler. Bu yolla da büyük paralar kazanmayı hayal etmektedirler. Ama maalesef ki zaman artık çok değişmiştir. Ve insanlar da değişmiştir.

Yazar bu kitabında, bir yandan olayları anlatırken bir yandan da insanlığın her şeyi maddi olarak gören şekle bürünmesini ve toplum yapısının gittikçe bozulmasını eleştirmektedir. Kitapta eleştirilen diğer konular ise doğanın yok edilmesi sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar ve çirkin yapılaşmanın getirdiği kirliliktir.

Güzel mesajlar veren kitabı ben beğenerek okudum. Okunmasını da tavsiye ederim.
Bu kitap arkasında da yazdığı gibi İstanbul'un çürüyen, kirlenen yüzünün ve insanlığın da şehirle birlikte yok oluşunun romanıdır...
Hayri, Süleyman, Semih isimli çocuklar güç bela yakaladıkları kuşları üst üste kafeslere hapseder ve cami, kilise, sinagogların önünde " azat buzat beni cennet kapısında gözet " diye bağırarak satmaya çalışırlar. Eskiden çocuklar bu işten epey para, insanlar da özgür bıraktıkları kuşlar sayesinde epey sevap kazanırmış... Ne varki artık ne İstanbul eskisi gibi ne de insanlar...

Okurken kuşlara ayrı üzüldüm, çocukların sefaletine, hayal kırıklıklarına ayrı. Ve tabi insanların vurdumduymazlığına, sevgisizliğine sinirlenmemekte hiç elimde değildi.
Yaşar Kemal'in kalemine çok alıştım artık eminim tüm kitaplarını zamanla okuyacağım. Okumamak bence büyük eksiklik... Bu kitapta diğer kitapları gibi akıcı, fazlasıyla düşündürücü... Kitapta geçen şu cümleler belki de benden daha iyi anlatır kitabı.
" İnsanlık öldü mü? " dedim.
"Yok" , dedi, "ölmedi, ölmedi ama, başka şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhâlde? "
" Nerede kaldı acaba ? "
Okuduğum her kitabında insanın kalbine işleyen hikâyelerle paramparça ediyor.

İstanbul'da 3 çocuğun eski adetlerden olan kuş yakalayıp, ibadethaneler önlerinde para karşılığında satarak özgür kalmalarını, satarken de " Azat buzat, beni cennette gözet" diyerek kuş salanların cennette yerleri olacağını anlatıyorlar. Fukaralık yine had safhada, halktan gariban çocuklar. Çok çabalarla kuş yakalayıp, umduklarını bulamayınca İstanbul'daki o eskiden olan kuşları salarken bir kuşun kulağına bir dua fısıldayıp göğe salmalarının artık insanlığın kalmadığını, gün geçtikçe yüreklerin taşlaştığını gösteriyor. Peygamber efendimizin kuşu ölen bir çocuğa taziyeye gitmesi de dinimizin hayvanlara ne kadar önem verdiğine bir örnektir.

Aklıma çocukken Yeşilırmakta yüzerken bir muhabbet kuşunun omzuma konması geldi. Nefes nefese kalan kuşu beslemiş, evdeki kedimiz malesef öldürmüştü :( . 2 yaşındaki oğlumun kuş hastası oluşu, biraz daha büyüsün de kuş alayım diyordum. Bunu okuduktan sonra yaparsam yanlış yaparım diyebilirim.

Yaklaşık 20 yıldır güvercin besleyen babamın onları atmacalardan koruması, kışın soğukta üşümesinler diye yaptıkları v.b. birçok şey gözümün önüne geliyor.

Sonuç olarak insanlığımızı, vicdanımızı, konuşamayan canlılara karşı merhametli olmayı unutmayalım...
İnsanlara tahammül etmekte zorlandığım zamanlarda Yaşar Kemal okumak iyi geliyor bana. Tek bir duyguya yoğunlaşmışken ben beni alıp duygudan duyguya sürüklüyor. Tıpkı Kuşlar da Gitti'nin bana yaşattığı binbir duygu gibi.

Üç çocuk. Hayri, Semih ve Süleyman. Üçü de aynı yola çıkan farklı hikayelere sahip. Farklı hikayelerine rağmen ortak bir amaca sahip üç çocuk... Kuşları yakalamak ve onları para karşılığı serbest bıraktırmak. Eskiden iyi geliri olan bu iş eski itibarını kaybetmiştir çünkü artık "insanlar iyi değildir". Herşeye karşı yabancılaşmışlardır ama öncelikle de insanlıklarına karşı.

Kitabı okurken kuşlara ayrı üzüldüm, çocukların onca uğraşları sonunda yaşadıkları hayal kırıklıklarına ayrı üzüldüm. O, bencilikten kör olmuş gözlerle gezen umursamaz insanları okurken sinirlendim. Bunlarla birlikte çocukların her çabasında, mücadelesinde umutla doldum, Dolapderenin anlatıldığı bölümlerde aradığım, ihtiyacım olan huzuru buldum. Orada olmak, kaybolmak istedim.

Kuşlar da Gitti Yaşar Kemal'in diğer kitapları ile kıyaslanınca eksik yanları biraz daha fazla gibi görüniyor belki ama Yaşar Kemal'in en kötü kitabı bile piyasadaki kitap müsveddelerinden bile daha başarılı olduğu bir gerçek. Bu yüzden eksiklikleri görmedim bile. Kısa ama etkisi uzun sürecek hüzün dolu bir kitap Kuşlar Da Gitti.

Bir kez daha anladım ki Yaşar Kemal okumamak büyük bir kayıp.

Kitaplı Günler :)
Kitaba başladığım andan kitabı bitirdiğim ana kadar Nikos Kazancakis'in şu sözü zihnimde dolandı durdu: “Dünyada çiçek, çocuk ve kuş olduğu sürece korkma; her şey yolunda demektir.” Konusu İstanbul'da geçen öykünün kahramanları, Hayri, Süleyman, Semih isimli üç çocuk ve kim olduğu bilinmeyen, isimsiz bir anlatıcı. Çocuklar, hazırladıkları tuzaklara yakalanan kuşları kafeslere doldurup İstanbul'un çeşitli semtlerinde satmaya çalışıp geçimlerini sağlarlar. "Azat buzat, beni cennet kapısında gözet" gibi kalıplaşan bir söz eşliğinde kuşlar gökyüzüne salıverilir. Yakalanan kuşlar her zaman satılamaz tabi. Öykümüzün kahramanları bu durumu, insanların içlerinde hiç merhamet kalmamasına, acıma duygularını kaybemelerine ve insanlığın gittikçe daha ağır yara alıp ölmeye yüz tutmasına yorarlar. Alın, alın be, değeri ne ki, iki buçuk lira, alın, bir kuşa bir cennet, uçurun ha uçurun, alın yoksa onları kesip yiyeceğiz diye bağırırlarken içinizde bir yerlerde depremler hissediyorsunuz.

İşin aslı bu üç çocuk, geçim sıkıntısı çeken üç çocuk, ellerinden tutulmasa ölecek olan bu üç çocuk; bu hayatın elleriyle kafese tıkılmış üç çocuktur, üç kuşturlar. Bundandır ki yakaladıkları kuşlara karşı merhametleri, içlerinden biri ölünce insanlık ölmüşçesine kahrolmaları ve çevredeki insanlara sövüp saymaları... İncelemenin başında alıntıladığım sözde geçen çiçek, çocuk ve kuşların gittikçe yok olmaları dolayısıyla da işlerin kötüye gitmesini, İstanbul'un bu değişen yüzünü gözler önüne seren çok beğendiğim bir Yaşar Kemal klasiği. Herkese tavsiye ederim.
Yine bir Yaşar Kemal kitabının sonuna geldik.

“ Kuşlar da Gitti “ insanlığın yabancılaştığı, yozlaştığı bir toplumun acı hikayesi..

Kitabın kısa olması sizi hiç kuşkulandırmasın, insan kitabı okudukça kendini içinde kaybediyor ve içinden çıkmak istemiyor.
Kitabın bitmiş olmasına da üzülmedim değil.

Yaşar Kemal bu kitapta kuşlardan yola çıkarak insanlığı, insanlığın zamanla yok oluşunu,
bir tokat gibi yüzümüze vuruyor.
Kitaptaki betimlemeler ve gözlemler ise tek kelime ile enfes..

Tekrar tekrar okunacak, üstünde günlerce düşünülecek bir Yaşar Kemal klasiği..
Kitabın son sayfalarında ise yüreğimde koca bir ağrı hissettim..
Özellikle de kitaptaki 3 arkadaşın umutları, çabaları ve dostlukları takdire şayan.

İstanbul’da bir zamanların mesleği olan
“azat buzatçılık” ve İstanbul’un eski görünümünü hayal etmek istiyorsanız mutlaka okuyun.

Siz de benim gibi bu kitabı ertelemeyin, ben kitabı bu zamana kadar ertelediğime çok çok pişman oldum.

Kitap beni inanılmaz derecede etkiledi, sanırım uzun bir süre etkisinden de çık(a)mayacağım.

Sahi insanlık kaldı mı ??
Kaldıysa da nerede ??
Yoksa insanlık çok ilerledi de biz mi artık göremiyoruz!
Merhabalar Edebiyatımızın en başarılı ve etkin kalemlerinden olan Yaşar Kemal’le İnce Memed eseriyle tanışmış ve diğer eserlerini de okumaya çalışmıştım.En son okuduğum eser olan Kuşlar da Gitti diğer eserleri gibi hacimli ve bol betimlemeli bir eser değil.Kitap 79 sayfadan oluşuyor kısa sürede bitirebileceğiniz bir eser.Konu olarak İstanbul’un Florya semtine kuş yakalamak için gelenlerin hayatın insanların ve İstanbul’un değişen çürüyen ve yok oluşları anlatılmaktadır.Kitabın sonunda insanlık bitip bitmediğini anlatacak birileriyle karşılaşıp karşılaşamayacağına yer veriyor.
Geç kalınmadan okunması gereken bir kitap
İNSANLIK bir sis artık kimse göremiyor.
Bir Yaşar Kemal kitabı daha... Sevdiğim kitaplar arasında yerini çoktan aldı. Başlamadan önce seveceğimden hiç şüphesiz emindim. Kitapta istanbul'un karanlık yüzü, şehirleşmenin insanlar üzerindeki kötü tesiri ve insanlığın yok oluşunun romanıdır.

Hayri, Süleyman ve Semih geçim sıkıntısı çeken üç çocuk , zor zoruna yakaladıkları kuşları kafeslere koyarlar ve bunları camide, sokakta satmaya çalışırlar. Eskiden bu işten epey para kazanırlardı fakat şimdi istedikleri gibi olmaz. Kuşları özgürlüğüne kavuşturacak insanlar maalesef kalmamıştır. Okurken nutkum tutuldu, çocukların bağırışları sanki yanı başımdaymış gibiydi "Azat buzat cennet kapısı" deyişleri. Bir, iki , üç kuşlar gitti...Kuşlar her özgürlüğe kavuştuğu zaman çocukların o sevinci, gözlerinde ışıldayan umut ve mutluluğu gördüm okurken; beni kitaba bir kat daha bağladı. Kuşları özgürlüğünden alıp sonra da satmalarına mecbur bırakılan çocuklar... En kötüsü de bu. Onlar da aslında kendi kafeslerinde kuş olup uçmayı bekliyorlar gökyüzüne. Kimse görmüyor onları, kimse bilmiyor tutsak olduklarını. En büyük tutsak , insanların yapmak istemedikleri şeylere mecbur olması. Çocukları bunları satmaya iten sistem. Yaşar Kemal'in işlediği konular, verdiği mesajlar insanın yüreğine sıcak bir demirin değmesi gibi işliyor,yaralıyor insanı. İnsan olduğumuzu hatırlatıyor. Tolstoy'un bir sözü vardır: “Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.” Yaşar Kemal'de bu söz üzerinde duruyor.

İnsanlık bir çocuğun kuşlar uçarken ki gözlerindeki gülüşünde...
Kesinlikle okuyun! Bir başka Yaşar Kemal kitabıyla görüşmek üzere. Keyifli okumalar.
«İnsanlık öldü mü?» dedim.
«Yok,» dedi, «ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?
- "İnsanlık öldü mü?" dedim.
- "Yok" dedi, "ölmedi, ölmedi ama bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?"
- "Kuşlar da gitti."
İnsanlıkla beraber kuşlar da bir bir yok oldu gitti…
Cehennem yerinde hiç ateş yoktur, herkes ateşini burdan götürür...
Yaşar Kemal
Sayfa 68 - Yapı Kredi Yayınları
"-İnsanlık öldümü? dedim
-Yok dedi ölmedi, ölmedi ama bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde.
-Nerde kaldı acaba?
Mahmudun yüzü bir an sevinç ışığında şakıdı.
İnsanlık belki bu Mahmudun ağız dolu gülücüğünde, yürek dolu sevincindedir, kim bilir"
"İnsanlık öldü mü?" dedim.
"Yok," dedi, "ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?"
"Nerede kaldı acaba?"
Mahmudun yüzü bir sevinç ışığında şakıdı. İnsanlık belki Mahmudun bu ağız dolusu gülüşünde, bu yürek dolusu sevincindedir, kim bilir, belki...
"Kuşlar da gitti," dedi Mahmut.
Sonra hiç konuşmadık. Kuşlar da gitti kuşlarla birlikte.. Ne olacak, kuşlar da gitti
Yaşar Kemal
Sayfa 39 - Yapı Kredi Yayınları 24. Baskı 2017
...böyle bir tek söz bile söylemeden gitmek de,sırtını dönüp gitmek de neyin nesi?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kuşlar Da Gitti
Baskı tarihi:
Mart 1978
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Millet Yayınları
Baskılar:
Kuşlar da Gitti
Kuşlar Da Gitti
Kuşlar da Gitti
“insanlık öldü mü?” dedim. “yok,” dedi, “ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?”
“nerede kaldı acaba?”
mahmudun yüzü bir sevinç ışığında şakıdı. insanlık belki mahmudun bu ağız dolusu gülüşünde, bu yürek dolusu sevincindedir, kim bilir, belki…
“kuşlar da gitti,” dedi mahmut.
sonra hiç konuşmadık. kuşlar da gitti kuşlarla birlikte.. ne olacak, kuşlar da gitti.”

istanbul’un çürüyen, kirlenen yüzünün ve insanlığın da şehirle birlikte yok oluşunun romanıdır. kuşların bir zamanlar mekan tuttuğu istanbul’da çocuklar onları yakalayarak cami, kilise ve sinagogların kapılarında “azat buzat beni cennet kapısında gözet” diyerek satarlar. ancak çocuklar satamadıkları kuşları yemek zorunda kalırlar.”

Kitabı okuyanlar 1.026 okur

  • Kafkavari
  • Pelin arıkoler
  • Murat Karahan
  • figen

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları