Afrikalı Leo, Amin Maalouf un okuduğum ilk kitabı ve sanırım en etkileyici eserlerinden biri. Roman, 16. yüzyılda yaşamış olan elçi Hasan el-Vezzan'in hayatını anlatıyor. Endülüs'ten Kuzey Afrika'ya, oradan Romaya doğru uzanan bu yolculuk; sürgün, kimlik arayışı, zorluklar, ayrılıklar, kayıplar ve kültürler arası geçiş temalarını etkileyici bir şekilde işliyor.
Maalouf un akıcı ve sürükleyici dili okuyucuyu tarihsel bir serüvenin içine çekerken aynı zamanda farklı medeniyetlerin bakış açılarını anlamaya da teşvik ediyor. Roman boyunca Doğu ve Batı arasındaki sınırların aslında ne kadar geçirgen olduğu vurguluyor. Ana karakter Hasan'ın yaşadığı dönüşüm, okuyucuya kimliğin sabit değil, zaman ve mekânla şekillenen bir olgu olduğunu hissettiriyor.
Kısacası Afrikalı Leo, bence sadece bir tarih romanı değil, insanın aidiyet, inanç ve kültürel kimlik üzerine derin sorgulamalar yapmasını sağlayan etkileyici ve kesinlikle öğretici bir eser.
Leo bir çok ülke ve şehir geziyor, çok sayıda kişi ile tanışıyor, farklı dinlere tanıklık ediyor, farklı diller de öğreniyor, konuşuyor, esir de oluyor ama zihnimde yer eden neredeyse her gittiği yerde bir evlilik yapıyor ve belki şartlar öyle gelişiyor ama kız çocuklarını hep ardında bırakıyor olması. Maalesef tarih boyunca kadınlara(kız çocuklarına) hiç değer verilmemiş ama kadınlara olan zaaflarını da hiç yenememişler.
Üzerine konuşulacak çoook güzel bir kitap. Okumanızı tavsiye ederim!