Alexandre Dumas fils’in kaleminden çıkan Kamelyalı Kadın’ı sonunda bitirdim. Açıkçası beklediğimden çok daha fazla etkilendim. Başlarken "klasik işte, belki sıkılırım" demiştim ama hiç öyle olmadı, bir çırpıda bitti. Marguerite Gautier karakteri o kadar gerçekçi işlenmiş ki, sanki kurgu bir karakter değil de gerçekten yaşamış birinin günlüğünü okuyormuşum gibi hissettim.
Kızın o hayatı, toplumun ona bakış açısı, herkesin onu sadece dış görünüşüyle ya da mesleğiyle yargılaması... Bunları okumak gerçekten sinir bozucu oldu. İnsanın hayatta kalma çabasıyla duygularının çatışmasını çok iyi anlatmış Dumas. Armand ile olan aşkları desen, zaten bambaşka bir dünya; saf, temiz ama bir o kadar da imkansızlıklarla dolu. Kitabın ortalarına doğru "tamam artık her şey düzeliyor, mutlu olacaklar" diye umutlanıyorsun ama olaylar öyle bir yere bağlanıyor ki, insan ister istemez üzülüyor.
Özellikle son sayfalarda resmen boğazım düğümlendi, bir süre kitabı kapatıp boşluğa baktım. Eğer elinize alıp henüz başlamadıysanız, bence kesinlikle bir şans verin ama yanınıza peçetenizi de alın derim. Hem çok sürükleyici hem de bittikten sonra bile insanın aklında kalmaya devam eden, o eski, "gerçek" aşk hikayelerinden. Okuyanlar ne düşünüyor merak ettim, sizce Marguerite en başta farklı bir karar verseydi sonu böyle olur muydu?