İslam tarihçilerinin Talkan, Cüzcan, Fergana, Buhara gibi şehirlerin ele geçirilmesi esnasında katliamlar yapıldığından bahsetmeleri Müslüman ordularının gücünü göstermek, zaferlerinin parlaklığına işaret etmek amacından öteye gitmemektedir. Dahası kayıtlarda, ele girilen yerlerdeki insanların kılıç ile Kur'an arasında bir tercihte bırakıldığına dair bilgi bulunmamaktadır.
Çok açıkça söylemek gerekirse, zaten dinamik bir hayat yaşayan ve kılıç, ok, yay, mızrak gibi savaş aletlerini kardeşi gibi yanında taşıyan Türkler için savaşlar, yenilgiler ve kılıç zoru hiçbir işe yaramamıştır.
Ne var ki, asıl sorun bunlar değildi. Neredeyse iki yüz yıldır süren uzun savaşlara rağmen Türkler arasında İslamiyet'in yayılması neredeyse hiç noktasında duruyordu. Uzun süren savaşlar, akınlar, yıldırma politikaları ve nihayet geçici hâkimiyetler hiçbir işe yaramamış, iki taraf arasındaki rekabeti körüklemekten öteye geçememişti. Üstelik Emeviler gerek cizye vergisinde kayıp yaşamamak gerekse Arap olmayanlara köle muamelesi yapmak gibi hevesler yüzünden İslamiyet'in yayılması için çok da gayretli davranmıyorlardı. Valilerin mal ve servet toplama çabaları, devlet hazinesinin Müslüman adaylarından çok para ve değerli madenlere duyduğu ihtiyaç ve nihayet disiplinsiz grupların sınır boylarını yağma sahası olarak görüp kısa zamanda servet edinmeye gayret göstermeleri Müslüman olmayanların tepkisini kazanmak için yeterliydi.
Sulu Kağan'a elçi göndererek onu İslam'a davet etti Sulu Kağan bu teklifi, halkını zora sokacağı gerekçesiyle reddetti.
Emevi Halifesi Hişam b. Abdülmelik