"Bir mü'min akşam yatarken, belli düâlarını okuyacak ve, (Yâ Rabbî! Benim bu yatağa yatmaktaki maksadım, sabâh nemâzına kalkmak içindir. Sabâh nemâzına kalkabilmem için, istirâhat ediyorum) diye niyyet edecek. Bu takdîrde sabâha kadar aldığı ve verdiği her nefese zikr sevâbı verilir. Allah, demiş gibi ecir alır. Sabâhleyin işe giderken, (Yâ Rabbî! Bugün dînime hizmet etmek, senin kullarına iyilik etmek, nemâzımı kılmak, günâhlardan sakınmak niyyetiyle gidiyorum. Helâl rızk kazanmak için gidiyorum. Sen bana yardım eyle) diye niyyet ederse, akşama kadar her nefesine zikr sevâbı verilir."
“Allahım dilersen beni affet, Allahım dilersen bana merhamet et!” demeyin. Çünkü Allah dilediğini yapmakta serbesttir, kimse onu zorlayamaz.
•Buharî, Da’avât, 80/21; Müslim, ez-Zikr ve’d-Dua, 48/9.
Doğduğu gece de sabaha kadar gökten yeryüzüne Rahmetler yağdığına şahit oldum. Mekke’de bütün kuşlar hayvanlar ve sürüngenler o gece uyanıktı dağlar ve Taşlar tanyeri arasıya Kadar şükür Secdeleri ile Allah’ı zikr ettiler.
Muhibbî’nin elyazması güzel bir divan nüshasını görmek isterseniz Fatih’te Millet Kütüphanesi’ne gidiniz, orada Ali Emirî Efendi’nin vakfettiği kitaplar arasındadır. Yazı o devrin ünlü din bilgini Ebussuud Efendi’nindir. Üstündeki tuğra da Sultan Süleyman’ın eliyle çekilmiştir.
Biz elimizdeki matbu nüshayı açalım, ilk şiir bir “münacat”:
Zikr-i bismillahirrahmanirrahim
Aşikâre gizlüye sensin alim
Derdmendim, derdime eyle deva
Ki kamu hastalara sensin hekim
Hamdilillah kim Muhammed ümmeti
Eyledin bû bendeni ya Kerim
Son nefeste sakla imanım benim
Bulmaya yol ana şeytan-ı racim
Mustafa’nın hürmetine ya İlah
Sen müyesser eyle cennat-ı naim.