İçinde barındırdığı aşk ve aynı zamanda sınıf farkına karşı açılmış amansız bir mücadele hikayesi ile elbette okuyan çoğu insanın kendinden bir şeyler bulabileceği ancak kaçımızın hayallerini gerçekleştirmek adına bu çelik iradeli karakter Martin Eden kadar zor koşullar altında emek verip, devamlılık gösterip, hedefi uğruna her türlü fedakarlığı göze alıp yılmadan mücadele edebileceği konusu meçhul olmakla beraber bizi fazlasıyla kafa yorduğumuz hayallerimiz adına düşündürmekle kalmayıp bu hayallerin altında yatan tatmin olgusunu sorgulatmaya ve bunları sağlam bir amaca bağlama dürtüsünü hatta korkusunu sonuna kadar hissettiren bir hikaye. Hakkında sayfalarca yazılabilecek bir kitap ancak kısaca, büyük ideallerimiz ve bizi bu ideallere bağlayan dürtülerimiz onlara ulaştığımızda yerini tatmin edici bir başarma hissiyatı ile baş başa mı bırakacak yoksa bizi başlangıçta bulunduğumuz hiçlikten kaçmak için belirlediğimiz bu ideallere ulaştığımızda kendimizi hiçliğin daha da derinliğinde kendi isteğimizle bulmamıza mı yol açacak?
Bir korkağa aşık olmanın ızdırabını hissetmek,
Yoksa noksanlığını tasdiklemek miydi ihtiyaç duyulan,
Gayesi, dürtüsü olmamalı insanın,
Akıl sadece kalbe emanet edilmez.