“Kur’ân’ı ezberleyen kimse; halk uyurken, geceleri ibâdet etmesiyle; halk yerken, oruç tutmasıyla; halk sevinçliyken, üzüntüsüyle; halk gülerken, ağlamasıyla; halk böbürlenerek yürürken, tevâzusuyla tanınmalıdır. Kur’ân’ı göğsünde taşıyan kimsenin gözleri yaşlı, üzgün, aklı başında, yumuşak huylu, bilgili ve ağırbaşlı olması gerekir. Kur’ân’ı göğsünde taşıyan kimseye hırçınlık, şımarıklılık, bağırıp çağırmak, feryat etmek ve sert tabiatlı olmak yakışmaz.” Abdullah İbn Mes’ud (r.a.)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Demir paslandığı gibi, kalpler de paslanır.” demesi üzerine Hz. Peygamber’e(s.a.v.) şöyle soruldu:
-“Ey Allah’ın Rasûlü! O halde kalplerin cilâsı nedir?”
Hz. Peygamber (s.a.v.):
-“Kur’ân’ı okumak ve ölümü hatırlamak.” diye cevap verdi.
Bir kimse sadakasını gizli verirse, onun sevabını sır amellerinden yazarlar. Eğer açıktan verirse görünür amellerinden yazarlar. Eğer dönüp: “Ben şöyle sadaka verdim.” derse o amelini gerek gizli, gerek zahir amel defterinden siler ve riya defterine yazarlar.
Büyüklerden bir kişinin hatırına, helâda gömleğini bir fakire vermek geldi. Bir müridini çağırdı. Gömleğini çıkardı. Ona verdi. Müridi: “Ey Şeyh! Dışarı çıkıncaya kadar niçin sabretmediniz?” dedi. Şeyhi: “Hatırıma bir başka düşünce gelmesinden ve beni bu hayırlı işten alıkoymasından korktum!” diye cevap verdi.