Talha(r.a.) kendi hurmalığında namaz kılarken, hurmalık arasında bir kuş gördü. Uçuyor, uçuyor, hurmalıktan çıkmak için yol bulamıyordu. Gönlü bu kuşla uğraştı durdu. Kaç rekât namaz kıldığını bilemedi. Rasûlullah Efendimiz, Talha’nın yanına geldi. Talha gönlünün bu halinden şikâyet etti. Bunun keffareti olarak o hurmalığı sadaka olarak verdi. Eskiler bunun gibi çok işler yapmışlardır. Gönlü hazır kılmanın ilacını böyle bulmuşlardır.
On dokuzuncu asrın son yıllarında İngiliz Palamentosu’nda kürsüye çıkan Sömürgeler Bakanı Gladstone elindeki Kur’ân-ı Kerim’i göstererek şunu söyler:
“Bu kitap Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara gerçek anlamda egemen olamayız. Ne yapıp etmeli; ya Kur’ân’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’ân’dan soğutmalıyız.”
Yaklaşık 150 yıldan beri, Müslüman dünya aleyhine kurulan tüm planların temelinde işte bu sinsi hedef yatmaktadır.
Hayatla ilgili istekler, beklentiler, eşyalar ve benzeri konularda kendine soruver: “Bu beni Cennete götürür mü?”
”Evet” diyorsan; düş peşine, elde edemiyorsan bile o yoldasın.
Ama cevabın “Hayır” ise madem sana Cennet kazandırmayacak, salıver gitsin.
Vasiyetim kitabı; “bir mü’minin vasiyeti nasıl olmalı?” bunun en güzel örneğidir. Vasiyet denilince aklımıza direkt “şu arsayı sana, şu evi de sana bırakıyorum..” gibi cümleler geliyor. Fakat bu kitabı okuyunca vasiyetin böyle bir şey olmadığını anladım. Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in vasiyetinden, Kur’an-ı Kerim’den geçen ayetlerden bahsediyor ve sekarat halinden ölüm sonrasına kadar ne yapılması istendiği yazıyor.
“Tırnaklarım uzunsa kesin. Beni sabunla yıkayın. Temiz ve ılık su kullanın. Bağırıp çağırarak, yüksek sesle ağlayanları susturun. Öldüğümü aileme, akrabalarıma ve dostlarıma bildirin...” bunu gibi istekler ve her adımda okunması gereken duâlar; arkasında bıraktığı kişiler için öğütler (salih evlat olun, dostlarımı ziyaret edin, yalan söylemeyin...) ve birçok şey vasiyet olarak geçiyor. Kesinlikle kitabı okumamız ve kendimiz için de vasiyet yazmamız gerekiyor.