Şunu iyice anladım ki, ahirette saadete kavuşmak için, takva üzere yaşamak, haramlardan sakınmak, nefsi heva ve hevesinden alıkoymak tek çaredir. Bu işin başı da bir gurur ve aldanış yeri olan dünyadan uzaklaşıp, ahirete bağlanmak, bütün varlığı ile tamamen Allah Teâlâ’ya yönelmek, kalbin dünyadan alakasını kesmektir. Bu ise ancak, maldan, makamdan, yüksek gayelere ulaşmaya engel olan şeylerden uzak durmakla mümkün olur.
Tasavvuf ehline göre ilmin özü, nefse isteklerinin önüne geçmek, nefsi kötü huylardan kötü vasıflardan temizlemektir. Kalpten Allah Teâlâ’dan başka her şeyin düşüncesini atmak ve kalbi Allah Teâlâ’nın zikriyle süslemektir.
Sistem ekiyle türetilmiş olan kadercilik, kader inancından farklı bir şeydir. Müslüman kadere inanır ama kaderci olamaz. Nihai çerçeve Allah’ın elindedir ama sıradan eylemlerimiz bize aittir. Kur’an’da “başınıza gelen kötülükler kendi eserinizdir.” buyurulmaktadır.
En basitinden şu üzerimdeki birkaç parça kıyafet...
Bunlar bana mı âit?
Ben giydim diye mi benim oldu?
Ben çalışıp kazandım, aldım diye..?
Yarın kabirde çırılçıplak yatarken,
Başkası umursamadan giyecek..
Farkında mısın?
Hiçbir şey bizim değil!
Ruhumuzun terk edeceği bu beden bile...
Zülal Yazar