Deftere, Ruhi Mücerret’in çok iyi bildiğim konularla ilgili fikirlerimi değiştiren sözlerini yazacağım. Hazır aklımdayken, birkaçını not ettim:
Eşi bulunmaz biri, ‘içimizden biri’ değildir.
Tembellik, duyguları harekete geçirir.
Budalalar, seni çoktan terk ettiğin hatalarınla suçlar. Zekiler ise tutarsızlıkla.
Böcek senin dilini yemeden sen böceği ye.
Bencillik, aptalların kendilerine zarar verme yöntemlerinin en yaygınıdır.
“S.ktir git” yerine “Teşekkür ederim” diyeceksin. Efendilik budur.
Bir sinir harbi evrenindeydik. Kainat, bütün tuzakların toplamı olan bir tuzağa dönüşmüştü. Sahtelik, aldatma ve avuntuyla karılmış harç, hayatın temelini teşkil ediyordu. Göstermelik neşe, süreğen blöf ve sentetik nezaket prosedürü, bu temel üzerinde yükseliyordu. Neşe deliliğin, blöf ihanetin, nezaketse cinayetin bariz ve doğal ipucuydu. Korku, kozmosun çatısıydı. Bu çatı altında renk, ses ve biçimleri suiistimal etmekten başka yöntem bilmiyorduk. Ebedi biçareliğimizi, taşıyamadığımız mesuliyetler dengeliyordu. Şov devam etmeliydi… şov… kaybedişin kaçınılmazlığı ve kayboluşun kesinliği adına…
“İstiyorum ki halk, kendi çektiklerinin ayrımına varsın. Bir kez halk yoksulluğunun ayrımına varırsa… Daha doğrusu halk, halk olarak kendi gücünün farkına varırsa… Kaderine öyle razı olmuş görünüyor ki.”