Muradım, simsiyah bulutlar içinde karardıktan sonra inşallah birdenbire ışıldayacak, hiç haberim olmayan bir anda, arkada kalan bütün zulmetleri yenmiş ve ezmiş olarak pırıl pırıl tecelli edecek...
Nasıl da akşam oldu?.. Nasıl da yavrucaklar sustu?.. Nasıl da serçecikler yuvalarına sığındı?.. Münzevi, bodur ağaç, nasıl da gölgeler içinde tek başına kaldı?.. Ve ben nasıl da yalnızım; nasıl da nefs acılarına mahkumum; nasıl da çiy, kaba, vahşiyim? Tasavvuf büyükleri "Yaş ağaçlar gibi haykıra haykıra, sızlana sızlana yanma; kuru ağaçlar gibi sessiz şikayetsiz, çatırtısız ve patırtısız, yan!" demişler...Nerede o hal, nerede ben? Nasıl da yaşım, rutubetliyim, çiyim, vahşiyim?..