Coelho abimiz müthiş bir sentez çıkarmış ortaya. "Takkeci İbrâhim Efendi"den hikayenin sonunu kestirebiliyor olsak da benim için son anına kadar büyüsünü sürdüren bir kitaptı. Santiago'nun hikayesindeki her unsur dengeyi tamamlamış, varacağı sona değer katmış.
Santiago'yla beraber çıktığımız yolculukta bizler de öğrendik ki bakmasını bilen, salt bilgiye değil; meselenin özüne, hikmete kıymet veren; çok okuyanı da çok gezeni de ekarte eder.
"Her şey bir ve tek şeyin belirtisidir" (s. 97) ve "Sahip olduğumuz şeyleri yitirmekten korkarız ama hayat hikayemiz ile dünya tarihinin aynı El tarafından yazılmış olduğunu anladığımız zaman, bunu anlar anlamaz, korku uçup gider." (s. 92) İstanbullu takkeci yahut endülüslü çoban, içsel yolculuğumuz -kişisel menkıbelerimiz- başka başka olsa da varacağımız nokta benzer; hazineye mâlik viraneleri görmek için gözlerimizin ötesinde donanımlara ihtiyacımız var.
Anneannem yaşamı sahiden ciddiye alıyor. Hem de kelle sayısına göre ucuz siyaset üreten ağabeylerimizden daha fazla. İdeolojik takıntılarının hayatı tanıma fırsatı vermediği bir sürü kalabalık ağızlı adamdan daha fazla ciddiye alıyor hayatı.
Okuma yazması olmadığından üçüncü sayfa haberlerinden habersiz. Ölüm hâlâ kutsal onun için. Her bir ölüm ayrı bir varış anlamı taşıyor Allah'a ve o ölümleri nesneleştirmemiş. Ölüm yalnızca haber bültenlerini dolduran içi boş görsel bir fenomen değil. O ölümün en sahici ve en anlamlı yüzüne inanıyor.
Komplekslerin ve utancın öldürecek seni. Her gün bir yerde gevezelik edip yüce insanlık idealine ait söylevler veren baban dinlesin seni. Başkalarına kitap kurgularıyla asla yaşanamayacak modeller sunup kendi evine sağır kalan zavallı baban dinlesin seni