“ Nurten” dedim.” Sana birşey daha söyleyeceğim.”
Elimi sıktı Nurten.Sanki bütün gücüyle sıktı. Başparmağıyla okşayarak sıktı. Bir annenin çocuğunu susturuşu gibi tuttu elimi. Şarkı devam ediyordu. “Yeter bildiklerimiz be Ethem” dedi.” Çok bilmek de iyi değil. Söyleme bilmiyeyim”…
Yığınla ders almak, kafa yormak,okumak gerekiyormuş böyle düşünmeyi bırakmak için, hele çocukken , insan her şeyin değişmez bir şekilde belirlenmiş olduğuna inanıyor.
Hıfzı Topuz’un en güzel eserlerinden biri, Hıfzı Topuz bu romanda belgelere dayanan özgün kurguyla Sabahattin Ali’nin gençlik günlerinden öldürülüşüne uzanan trajik yaşamına ayna tutuyor.
Bina o kadar görkemli miydi? Roma sütünlarının desteklediği mermer merdiven sonraki günlerde rüyalarıma girdiği kadar geniş miydi? Ormanda kaybolmuş iki çocuk gibi el ele tutuşmuş, öylesine korunaksız, yapayalnız mermer basamakları çıkıyoruz.
Elimi kavramış elinin titrediğini hissediyorum.Oysa ne ellerimiz, ne sesimiz,ne yüreğimiz titremişti bilinmeyen bir tanrıya sunulmuş adak gibi yaşarken tekinsiz hayatımızı.Şimdi bu soğuk, uzak,yabancı ülkeye sığınabilmek için ifade verebileceğimiz mahkemede, “ Sığınma hakkı talep ediyorum,” demek -sadece bir formalite, durumunuz çok açık, sorun yok, demişti yabancılar dairesindeki iyi memur-yaşanmış ve yaşanacakların en zoru mu?