Biz İnsanlar

7,7/10  (24 Oy) · 
89 okunma  · 
16 beğeni  · 
1.112 gösterim
Müteferrik romancı bu eserde insan ruhunun derinliklerine büyük zekasının ışığını tutmaktadır. Romanda asil bir ruhun insanın anlaşılmazlığı karşısındaki bunalımları, ikiyüzülülüğe ve bayağılıklara karşı isyanı vermektedir. Harb yıllarının ahlaki ve içtimai hayatı verilmektedir. Harb yıllarının ahlaki ve içtimai hayatı perişan eden havası içinde dürüstlüğün ve ülkücülüğün savunması yapılmakta, kozmopolitliğe karşı milliyetçilik, meteryalizme karşı maneviyatçılık bayraklaştırılmaktadır.
  • Baskı Tarihi:
    1993
  • Sayfa Sayısı:
    426
  • ISBN:
    9789754370256
  • Yayınevi:
    Ötüken Neşriyat
  • Kitabın Türü:
Suat Özmen 
03 Kas 20:52, Kitabı okudu, 4 günde, 8/10 puan

Peyami Safa ve yine mütareke yılları.. Fatih Harbiye'nin Neriman'ı, Bir Akşamdı'nın Meliha'sı, Dokuzuncu Hariciye Koğuşunun Nüzhet'i olduğu gibi Biz İnsanlar'da da karşımıza Vedia karakteri çıkıyor. Okurken Peyami Safa'nın analizler,betimlemeler sarmalına giriyorsunuz.

Roman 7 bölümden oluşuyor. Olay mütareke yıllarında geçmekte. Romanın ilk bölümü Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nda olduğu gibi yine hastane ve hasta psikolojisi analiziyle başlıyor.Önce sonuç bölümünden giriş yapılarak birinci bölüm anlatılmış, Muallim Orhan'ın hatıraları ve geçmişi hatırlamasıyla ikinci bölümle birlikte olaylar başlamakta. Zengin bir muhitte yaşayan Vedia ile muallim,fakir bir muhite sahip Orhan arasında Doğu-Batı çatışmasını yaşayan bir toplum eleştirel bir bakış açısıyla anlatılmış. Fertten veya bireyden ziyade yanlış batılılaşmaya giden sınıfın eleştirisi yapılmış. Batılılaşma ve işgalci devletlere olan yakınlaşma sonucu kaybolan milli duygu ve düşüncelerin kaybolmasını yazar romanın temelini oluşturmuş. Ayrıca ruh-madde çatışmasına da giren yazar ruh vehisleriyle hareket eden Vedia'yı, ruh ve hisse yenik düşmemek için maddeye sığınan Orhan'ı karşımıza çıkarıyor.

Mütareke yıllarının usta yazarı Peyami Safa'nın bu romanıda da severek okudum. Yazarın diğer kitaplarını okuyanlar her bir kitap arasındaki ortak noktaları ortaya çıkarabiliyor. Yabancı kelimeler okurken beni yavaşlatsa da öğrenip okumaya devam edince ayrı bir güzel oluyor bir yandan da kelime dağarcığınız gelişiyor..

*spoiler içeriyor*

"Cemilleri çoğaltınız, bir İstanbul olur; Tahsinleri çoğaltacağız, bir Anadolu olur."

Mütareke yılları. İstanbul. Elazığlı dindar bir babanın materyalist -değil aslında, kendini iş olsun diye öyle tanımlıyor.- Orhan isimli öğretmen olan çocuğunun başından geçiyor tüm olaylar. Bu bile kitabın Doğu - Batı çatışmasını ele alarak oluşan klasik bir Peyami Safa romanı olacağını gösteriyor okura.

Kitap ilk birkaç sayfada şimdiyi bize okuturken geçmişe dönüyor ve kitabın neredeyse tamamını bu geçmiş oluşturuyor. Bu geçmiş de kendi içinde ikiye ayrılıyor. İki öğrencinin çözülebilir sıradan bir yaramazlığı gibi gözüken ve çocukların sorumluluğuna sahip öğretmen için 'şayanı teessüf bir hâdise' olarak tanımlanan olay üzerine başlıyor ilk bölüm ve aslında tüm hikâye. Bu olay, "Eşek Türk" hakaretiyle tahrik olan Tahsin ve onun yanağını yardığı Cemil arasında geçen basit ve çocuksu bir kavga gibi gözükse de milliyetçi duruşa sahip Orhan tarafından millet meselesi olarak tanımlanıyor. Tahsin, Anadolu'yu yani işgâlcilere karşı direnişe geçmiş Kuvayi Milliyeyi simgelerken Cemil İstanbul'da yalısında oturup Avrupalıların işgâlini kurtuluş olarak gören insanları simgeliyor. Daha doğrusu bu iki çocuğa bu yakıştırmaları Orhan yapıyor ve bununla kalmayıp Tahsin'i savunduğu için istifa etmek mecburiyetinde kalıyor.

Bu ilk bölümde Necati ve Süleyman isimli iki karakter var. Necati, söyledikleriyle Orhan'ın kafasındaki pek çok karışıklığa son vererek onu yönlendirdiği için bana yazarın başka bir kitabı olan Canan'ın Selim'ini hatırlattı. O da böyle ana karakterin eksik kaldığı zamanlar konuşan sadece ana karakterle münasebeti olan bir adamdı. Sonunda Selim'in Canan'la ilişkisi olduğu gibi Necati'nin de Vedia'yla ilişkisi olur diye beklemedim değil. Tamam, tamam beklemedim öyle bir şey; saçma olurdu zaten... Kitabın bu kısmı düşünce ağırlıklı. Sadece isimlerini duymakla kaldığım birkaç filozoftan da bazı paragraflarda bahsediyor. Böylece biz de Peyami Safa'nın pek çok yönden kendini geliştiren büyük bir yazar olduğunu anlayabiliyoruz. Necati ve Orhan milliyetçi bir tavırla milli mücadeleyi savunan iki genç olarak Süleyman'la farklı farklı konuları tartışıyorlar. Bu konularda Batı'nın Doğu üzerindeki ekonomik çıkarlarını daima tartışma konusu olarak ortaya çıkaran Süleyman yaşanan tüm sıkıntıları paraya bağlayan, kapitalist sistem üzerine yaklaşık beş sayfalık bir yazı okuyan bir adam. (Eğer üşenmesem o bölümü siteye eklemeyi isterdim. Çünkü eski kelimelerden dolayı pek anlayabildiğimi sanmıyorum...) Kitapla ilgili çok önce bir yazı okumuştum ve yazıda Süleyman'ın Nazım Hikmet olduğu söylenmişti. Zaten uzun ve çarpıcı yazıyı okuduktan sonra ortadan kaybolan bir adamdı bu Süleyman...

Kitabın diğer kısmı ise bir Türk olmasına rağmen tartıştığı sınıf arkadaşına "Eşek Türk!" hitabını yakıştıran Cemil'in ailesiyle Orhan'ın ilişkisiydi. Avrupalı adamlarla ilişkisi olan bu yüzden milli mücadelenin var olduğu dönem içinde yaptıklarıyla çevredekilerin tepkisi çeken zengin bir aile olan bu ailenin küçük kızları Vedia ile Orhan arasında geçen olaylar kitabı neredeyse bir aşk romanına dönüştürecekti. Bazen beni çok sıksa da kadınlara dair çok fazla söylem içerdiği için ilgimi çekebildi. Kitabı kendi kafamda iki kısma ayırsam da aslında bunlar birbirinden ayrılan kısımlar değil. İç içeler. Öyle ki Orhan modern ve Avrupalılara hayran ailemizin dostlarıyla yediği yemeklerde Necati ve Süleyman'la girdiği tartışmalar kadar sosyal ve ideolojik tartışmalara giriyor. Yani kitap işgalci güçlerin kol gezdiği İstanbul'da sırf babasına gıcıklık olsun diye materyalist takılan bir adamın, işgalcilere sempati besleyen bir aileye karşı milliyetçi bir duruşla savunduğu bir çocuk uğruna olduğu işinden dolayı tanıştığı Süleyman'la girdiği münakaşalar ile bizi sorgulatırken aşk ve kadın erkek ilişkisini de ele alıyor. Bir taş uğruna başlayan roman tekrar şimdiye döndüğünde okumak zorunda kaldığım günlüklerle beni çok sıktı. "Bit artık, biiit!" diye haykırdım açıkçası. Sonunu da günlüklerden sıkılıp kaçamak yaptığımda okuduğum için pek heyecan yaşamadım.

Aslında sağlam kafayla tam 5 günle bitirdiğim bu kitap, ana karakterin öğretmen oluşundan ötürü okutmadı bana kendini. Ne yazık ki bazı özel nedenlerden dolayı adamın işsiz kaldığı dönemde yaşadığı açlık ve soğukluk anında ağlayacak bir hisle okudum. Bu da Peyami Safa'nın bir yeteneğidir. Okurken kendinizi verirseniz üstelik hikâye de size tanıdık gelirse ağlayarak okuyabilirsiniz, bazen nefesinizi kesebilir ve elleriniz titreyebilir. Betimlemelerini okurken "vay be, o öyle de mi ifade edilebilirmiş!" diye hayrete düştüğüm ve hep hayranlık duyduğum bu adamın romanlarını okumayı sevmeme rağmen bu romanı o kadar sevip sevmediğimden emin değilim...

Kitabı bu kadar uzun sürede okumamın bir diğer nedeni de içindeki yabancı kökenli artık kullanmadığımız için anlamını bilmediğim kelimelerin çokluğuydu. Bazen bir cümlede tam olarak ne dediğini anlamak için o kelimelerin anlamını öğrenmem gerekiyordu, yani öyle tahmin falan da yapamıyordum çünkü cümlenin hemen hemen hepsi kullanılmayan kelimeler tarafından oluşturulmuş olabiliyordu. Bu okuduğum ve kitaplığıma eklediğim altıncı Peyami Safa romanı ve diğerleri gibi Ötüken Neşriyat'tan aldım. Yayın evini kapaklarını sevsem de bu kadar eski Türkçe kelimeleri kullanarak yazan bir adamın kitabına iki sayfalık sözlük eklemesini doğru bulmuyorum. Sözlük yetersiz kaldığı gibi arka sayfada olması boynumu yordu. Keşke sayfalarda dipnot şeklinde eklense. Uzun süredir yaşadığım bu sıkıntıyla daha fazla kimse baş etsin istemediğim için bir şekilde bundan şikâyet etmek istiyordum. Şikâyetimi de ettiğime göre incelememi kaydedebilirim. Bu kitap konusunda emin değilim ama Peyami Safa'yı okumanızı, betimlemelerinin verdiği tadı almanızı isterim...

hande elif hergün 
16 Eyl 2015, Kitabı okudu, Puan vermedi

Peyami Safa'nın insanı kendini ve tüm insanlığı sorgulamaya, adeta bir psikolojik analiz yapmaya iten eseridir. Safa'nın uzun ve anlaşılır, kusursuz betimlemelerine alışanlar için unutulmaz bir kitap olacaktır.

Banksy 
25 Ara 2015, Kitabı okudu, 1 günde, 6/10 puan

Aslında kitabın ilk bölümleri bana göre sıkıcıydı , ortada bir olay var ama bu olayı yazarın çok uzattığını düşünüyorum .fakat başka olaylara bağlaması gayet başarılıydı..

Kitaptan 28 Alıntı

Suat Özmen 
 03 Kas 01:52, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

Dost
"İnsanın öyle dostları olmalı ki bir hafta görmezse onların sohbetine acıkmalı insan."

Biz İnsanlar, Peyami Safa (Sayfa 261 - Ötüken Yayınları)Biz İnsanlar, Peyami Safa (Sayfa 261 - Ötüken Yayınları)
Suat Özmen 
 03 Kas 02:41, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

Ölüm
"Ölümden korkar mısınız?"
"Ölümün kendisinden degil, düşüncesinden korkarım. Ölmek, ölümü düşünmekten çok daha kolaydır."

Biz İnsanlar, Peyami Safa (Sayfa 273 - Ötüken Yayınları)Biz İnsanlar, Peyami Safa (Sayfa 273 - Ötüken Yayınları)

...insanın öyle dostları olmalı ki bir hafta görmezse onların sohbetlerine acıkmalı insan.

Biz İnsanlar, Peyami Safa (Sayfa 261)Biz İnsanlar, Peyami Safa (Sayfa 261)

"Sevmesini bunlar biliyor. Susarak sevmesini. Erkek susar, kadın da. "Beni seviyor musun?"lar yok. "Daha mı az, daha mı çok?"lar yok. Maziden ve istikbalden şüpheler yok. Emniyet yüzde yüz. Fedakârlık bitirmiş. "Ben seninim, sen de benim." O kadar. "Sözlüyüm" diyorlar. Bitti. İki taraf da ölünceye kadar öteki için parçalanmayı göze alıyor. Sessiz. Aşk mektupları, sitemler, tehditler yok. Mutfakta bir tıkırtı İclal, Mustafa'nın çorbasını pişiriyor. Hep onu düşünüyor. Yirmi sene, elli sene hep onu düşünecek. Mustafa eşikte görünüyor. Sessiz. Dil dökmüyor. Dil olmayan yerde yalan olur mu? Onun bir İclal'i var. Dünya o. Mağrur, susuyor. Vazife saati. İclal daha çorbayı pişiriyor. Ne ciddiyet!
Sevmesini bunlar biliyor. Bunlar olmasa dünya ne kadar tenha ve hazin olur..."

Biz İnsanlar, Peyami SafaBiz İnsanlar, Peyami Safa
Suat Özmen 
03 Kas 18:35, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

''Hayatımız karakterimizin değil, karakterimiz hayatımızın mahsülüdür.''

Biz İnsanlar, Peyami Safa (Sayfa 280 - Ötüken Yayınları)Biz İnsanlar, Peyami Safa (Sayfa 280 - Ötüken Yayınları)
Banksy 
11 Mar 23:37, Kitabı okudu, İnceledi, 6/10 puan

Sevginin başka şekilleri vardı. Sonra neydi sevgi ? İki insanın birbirinden hoşlanması , birbirini beğenmesi , görmeden olmaması değil mi? Bir zaman sonra geçer gider ardında bir şey bırakmazdı. Birbirlerini uzun zaman sevdikten sonra bir tesadüf sonunda görünce , ya hiç aldırmadan geçilir ya da o insanla geçirilen boş yere harcanan zamana acınır , belli belirsiz ama içten bir kin duyulurdu. Dostluk çok daha güzel bir kelimeydi.

Biz İnsanlar, Peyami SafaBiz İnsanlar, Peyami Safa
Suat Özmen 
 02 Kas 18:12, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

"Düşman şehre girmiş ne çıkar. Davranır, kovarız; fakat bir de fenalığın bin çeşidi ruhlarımızı işgal etmiş. Ahlakımız, faziletimiz işgal altında..."

Biz İnsanlar, Peyami Safa (Sayfa 243 - Ötüken Yayınları)Biz İnsanlar, Peyami Safa (Sayfa 243 - Ötüken Yayınları)
Banksy 
18 Mar 19:16, Kitabı okudu, İnceledi, 6/10 puan

Belki bütün sevgililer birer bahanedirler , ruhumuzun çalkalanmasına bahane. İçinde ne varsa onu dışarıya doğru savururlar.

Biz İnsanlar, Peyami SafaBiz İnsanlar, Peyami Safa
3 /