Mesnevi Tercümesi (1- 6)

9,3/10  (4 Oy) · 
10 okunma  · 
5 beğeni  · 
729 gösterim
“Mesnevî, hakîkate ulaşmak ve Allah’ın sırlarına âgâh olmak isteyenler için bir yoldur. Mesnevî, temizlenmiş kişiler için gönüllere şifâdır. Hüzünleri giderir. Kur’ân’ı açıkça anlamaya yardım eder. Huyları güzelleştirir.” diye buyrulmaktadır. Mevlâna, eserini etkili kılmak, fikirlerini, duygularını daha güzel açıklamak için bazı garip, müstesnâ hikâyeleri örnek olarak vermekte, irfân sahibi kişileri âdetâ büyüleyen güzel beyitlerini, bu hikâyeler arasına sıkıştırmaktadır. Birbiri içine giren bu nâdir hikâyeler arasında gizlenmiş bulunan Mesnevî cevherlerini, bu ilâhî hikmetleri bulup çıkarmak için çok dikkatle uğraşmak, emek sarf etmek ve çok sabırlı olmak gerekmektedir.”

Bu emeği hakkıyla sarf edenlerin başında doksan altı yıllık ömrünü Mesnevî’ye adayan, son icazetli mesnevîhan, rahmetli Şefik Can gelir. Bu eser onun Mesnevî hakkındaki çalışmalarının hasılasıdır. Mesnevî’yi dil ve mânâ tartışmalarından kurtarır. Mânâ denizinin derinlerine dalar, inciler derler; aşk bahçesinin en güzel çiçekleri arasında dolaşır, güller derer. Ondan erbabının anlayabileceği bir Hazret-i Mevlana kokusu, Mevlevilik şuası yayılır.

Mesnevî’nin orijinali altı cilttir. Bu altı cilt yayınevimiz tarafından hiçbir eksiltme yapılmadan üç ciltte toplanmıştır. “Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercümesi”, yazı karakteri ve kâğıt seçimi, sayfa düzenlemesi ve kapak tasarımı gibi hiçbir ayrıntı ihmal edilmeden Mesnevî’ye yakışan bir zarafet ve titizlikle hazırlanmıştır. Baskı kalitesi ve tasarım özellikleri bakımından benzerlerinin çok üzerindedir.

Eserin asıl üstün yanı muhtevasıdır. Şefik Can, Mevlâna ve Mesnevîsi hakkında farklı dillerde yazılan kayda değer tüm kitapları okuduktan, Mesnevî tercümelerini yıllar süren bir dikkatle taradıktan sonra bu eseri kaleme almıştır. Beyitler, anlam kaybı oluşmamasına özen gösterilerek, en doğru şekilde ve güzel bir Türkçeyle ifade edilir. Eserde geçen kıssaların kaynakları belirtilir, ima edilen ve açıklanan konuların Kur’an-ı Kerim’deki ve diğer büyük kitaplardaki yeri gösterilir. Dipnotlarında yapılan açıklamalar sebebiyle aynı zamanda bir şerhtir. Bilgi hazinelerinin kapılarını aralayarak girilen odalar, o bilgileri olguya dönüştürmüş bir sarrafın ince işlemeleriyle donanmıştır.

Yayınlanmasından itibaren tasavvuf kitaplarının baş sırasına yerleşmiş, ilgili ve bilgili herkesin övgüsünü kazanmış, kısa zamanda geniş bir atıf çerçevesi oluşturarak Mesnevî’ye yönelen teveccühün bânisi olmuştur. Mesnevî’nin yeniden gündeme gelmesi ve sevilmeye başlaması biraz da yazar ve eseri sayesindedir.

”Bu kitap, gönül ehli olanlara, Allah yolunda yürüyenlere, manevi ve rûhanî hayatı yaşayanlara, susup herşeye dikkat eden nûr ehline, bedende yaşadıkları halde, rûhen namevcud olanlara, yırtık pırtık elbiseler içinde padişahların ta kendisi olanlara, fazilet ve hidayet nûrları ile dolu olanlara ve halk arasında adsız, sansız dolaşan gerçek asilzadeler için Allah'ın bir lütfudur. Bu kitap dünya nimetlerini terk edip, Allah`ı bilmeye, onunla yaşamaya, onunla manen birlik olmaya çalışan, nefsanî arzularını öldürerek, manevî murakabe hayatına kendini veren kişilere hitap eder. `Ne yazık ki Mesnevî Whilfield`in dediği gibi herkese hitap etmemektedir. Gönül ehli aramaktadır. Zaten Hz. Mevlâna da Mesnevî`nin önsözünde: `Temiz insanlardan, gerçeği sevenlerden başkalarının Mesnevî`ye dokunmalarına müsaade yoktur.` diye buyurduğu gibi, Mevlâna Mesnevî`nin başına kendi mübarek eliyle yazdığı on sekiz beyit içinde neyin ağzından şunları söylemektedir:

”Ney dinleyen her insan, benim neler dediğimi anlayamaz, benim feryadımı duyamaz, ayrılık acısı çekmiş, gönlü yaralanmış, içli bir insan isterim ki, dertlerimi, acılarımı ona anlatayım.”
  • Baskı Tarihi:
    2010
  • Sayfa Sayısı:
    1958
  • ISBN:
    9789754372281
  • Çeviri:
    Şefik Can
  • Yayınevi:
    Ötüken Neşriyat
  • Kitabın Türü:
Gökhan Çetin 
27 Eki 13:00, Kitabı yarım bıraktı, Beğendi, 8/10 puan

Mânâ âlemine geniş bir pencere açan ve o pencereden okuyan kişinin kapasitesine göre o âlemin de müşâhede edilmesine vesile olan nadide eserlerden bir tanesi hatta şahsi kanaatimce zirvedeki. Hayatınızı gözden geçirin Mesnevi'yi okuyun ve okuduktan sonraki hayatınızı gözden geçirin kastımı o zaman daha iyi anlayacaksınız. Şunu da katî suretle belirtmek isterim ki; Mevlânâ'yı sosyal medyadaki sürekli dolaşan nüktelerden tanıyamazsınız. Mesnevi'nin ne kadar iyi bir eser olduğundan bahsetmek abesle iştigal olacağından, Mesnevi herkesin kütüphanesinde bulunması gereken eserlerden bir kitap ve bir yaşam tarzı olarak benimsenmeli diye düşünmekteyim.

Mevlânâ, ‘Men bende-i Kur’ânem eger cândârem / Men hâk-i rehi Muhammed Muhtârem’ buyuruyor Mesnevî’sinde. ‘Yaşadığım sürece Kur’an’ın kölesi, Hazret-i Muhammed’in ayağının tozuyum…’ Bu demek oluyor ki Resulullah rehberliğinde Kur’an’a ulaşan yol Hazret-i Pîr’i tanıyıp anlamak ve izinden yürümekten geçiyor.
Derdi olmayan adama bir şey anlatmaz Mesnevî. Tilki, tavşan hikâyesi anlatır. Hayatta dert bellediğimiz ne kadar şey varsa duyduklarımızdan, gördüklerimizden kaynaklanır. Anne baba der ki; okuman, yetişmen lazım. Zamanla siz de dert etmeye başlarsınız. Sonra bunun aslında ihtiyaç olduğunu anlar, istek duyarsınız. Bilginin farkına vardıkça istek ve ihtiyacınız da artar. Hangi sahada istek, ihtiyaç ve bilginiz artıyorsa o sahada mütehassıs olursunuz.

Mesnevî-i Manevi’de anlatılan muhabbet de böyledir. Bir insanın Allah, Peygamber derdi yoksa cennet cehennem derdi de olmayacaktır.

Kitaptan 8 Alıntı

Çarpık ayakkabı nasıl çarpık ayağa uyarsa, şeytanın vesvese ve efsûnu da çarpık gönüllere girer ve yerleşir.

Mesnevi Tercümesi (1- 6), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 283)Mesnevi Tercümesi (1- 6), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 283)

Sen bize bu kadar yakınken, biz dünya işlerine dalmışız da senden çok uzaklara düşmüşüz. İçinde kaldığımız bu gaflet karanlığını aydınlatmak için, bize nur ver Allah'ım...

Mesnevi Tercümesi (1- 6), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 444)Mesnevi Tercümesi (1- 6), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 444)

Arkadaşlar Lütfen Okuyun
Sağırın Hasta Komşusuna Hatır Sormaya Gitmesi
Anlayışlı, hal hatır, yol yordam bilen birisi bir sağıra; ''Komşun hastalanmış, haberin yok mu?'' Dedi. Sağır, kendi kendine ''Bu sağır kulakla, o hasta gencin ne dediğini ben nasıl anlarım?'' Dedi. İnsan hasta olunca, sesi de hafiflenir, zayıf çıkar. Bu durumda onun sözlerini hiç anlayamam. Ama, komşum olduğu için mutlaka gitmeliyim, diye düşündü. Onun dudaklarının kımıldadığını görünce, ne dediğini tahmin yolu ile, kıyasla anlarım. Evvela; ''Nasılsın ey benim dertli komşum?'' Derim, o da elbette karşılık olarak iyiyim hoşum diyecektir. Ben; ''Allah'a şükürler olsun.'' Derim sonra; ''Ne yemek yedin?'' Diye sorarım, o da; '' Şerbet içtim yahut mercimek çorbası yedim.'' Der. Bende; '' Sıhhatler olsun, afiyetler olsun.'' Derim. ''Peki, hekimlerden kim geliyor? Kim bakıyor?'' Diye sorarım. O da; '' Filan geliyor.'' Diye cevap verir. Ben; ''O hekimin ayağı çok uğurludur. İyi ki onu çağırmışsınız, o gelince işler yoluna girdi demektir.'' Derim. ''Bir de, o hekimin ayağının uğurunu deneyin, o hangi hastaya gitmişse, muradlar hasıl olmuş, hasta sağlığına kavuşmuştur.'' O saf adam aklınca bu tahmini konuşmaları, bu kıyaslamayı, bu soru ve cevapları tasarladıktan sonra kalktı, hastayı ziyarete gitti.
''Nasılsın?'' Diye sordu. Hasta; '' Çok fenayım, ölüyorum.'' Deyince, sağır komşu; Allah' a şükürler olsun.'' Dedi. Hasta bu söze incindi, canı pek sıkıldı. ''Bu ne biçim şükür? Şükrün sırası mı? Demek ki bu komşu, bizim ölmemizi istiyor.'' Diye düşündü. Böylece sağır bir kıyasta bulundu ama, kıyas ters çıktı. Sonra hastaya; '' Ne yedin?'' Diye sordu. Hasta; '' Zehir, zakkum.'' Dedi. Sağır; ''Afiyetler olsun.'' Deyince, hastanın kahrı büsbütün arttı. Bundan sonra da; '' Derdine çare bulmak için, hekimlerden kim geliyor? Seni kim tedavi ediyor?'' Diye sordu. Hasta; '' Azrail geliyor, ama sende burdan defol git.'' diye söylendi. Sağır; '' Onun ayağı çok uğurludur, o geldiği için, sevin, neşelen.'' Cevabını verdi.
Sağır evden çıktı; sevinerek '' şükürler olsun.'' Dedi. ''Böyle rahatsız bir zamanında komşumun halini hatırını sordum, gönlünü aldım.'' Sağırlıktan ötürü kıyasları, tahminleri tamamiyle aksi oldu, ters düştü. Zavallı bu ziyaretinden çok zararlı çıktığı halde, kendisini karda sanıyordu. Hasta ise; '' Meğer bu adam bizim can düşmanımızmış, onun cefa madeni, cefa kaynağı olduğunu bilmiyormuşuz.'' Hasta hatırından kötü şeyler geçiriyordu. Ona, üzecek, kıracak, onu küçük düşürücek sözler, hakaretli haberler göndermek istiyordu.
''Hasta ziyaretine gitmek, hal hatır sormak. gönül almak içindir. Bu adam ise hatır sormak değil hatır kırmak için, düşmanlık etmek, kötülük etmek için gelmiş. Düşmanını hasta, zayıf, bitkin bir halde görüp, kötü kalbini sevindirmek, memnun etmek istemiş.'' Diyordu. Nice kişiler vardır ki, ibadetlerini menfaat karşılığı yaparlar da sapıtırlar, ibadetleri ile sevap kazanmaya ve dolayısıyla cenneti elde etmeye çalışırlar. Böylece ibadet diye yaptıkları işler, birer gizli günah olmaktadır. Çünkü Hakk' tan gayrıyı hedef tutan ibadet suçtur. Gösteriş için, sevap için kılınan namaz, dıştan temiz, saf görünürse de içi gizli şirkle bulunmaktadır. Hikayede geçen sağır adam da iyilik ettim sanıyordu ama, iş tersine idi. O bir hastayı ziyaret ettim, komşu hakkını yerine getirdim diye, kendinden memnun olarak rahatça oturmuştu. Halbuki o farkına varmadan gönül yapayım derken gönül kırmıştı. Tahmin ve aldırmaca sözlerle hastanın kalbine ateşler düşürmüştü. Gösteriş için hasta ziyaretine gittiğinden kendini günaha sokmuş, yakmıştı.
Yaktığınız ateşten sakının siz gerçekten günahlarınızı çoğalttınız. Resûlullah Efendimiz, huzurunda gösteriş için namaz kılan gence; '' Kalk tekrar namaz kıl, çünkü sen namaz kılmadın.'' Diye buyurdu. İşte bu korkulara çare bulmak içindir ki: Her namazda; '' Allah'ım doğru yolu bize göster. Allah' ım bu namazımı, yollarını saptıranların, gösteriş için namaz kılanların namazları arasına karıştırma.'' Denmektedir. O sağırın yaptığı kıyas yüzünden, on yıllık komşuluk hakkı, ahbablığı yok olup gitti. Senin şu görünen baş kulağın, yani duygu kulağın harfleri, sözleri anlayabilirsede, bil ki gaybı, gizli şeyleri duyan gönül kulağın sağırdır...

Mesnevi Tercümesi (1- 6), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 221)Mesnevi Tercümesi (1- 6), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 221)

Ben düşüncenin emri altında değilim, o benim emrim altındadır. Çünkü binayı yapan mimar, binaya emir verir buyruk yürütür. Bina, mimarın emri altındadır.

Mesnevi Tercümesi (1- 6), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 524)Mesnevi Tercümesi (1- 6), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 524)

Ölüm gibi ağır olan uyku (gaflet), haram lokma (günah) birbirleri ile sıkı dost oldular da, ev sahibini uyuttular. Gece hırsızı (şeytan) da bu halden yararlandı. Gönül evine girdi. İşe girişti.

Mesnevi Tercümesi (1- 6), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 236)Mesnevi Tercümesi (1- 6), Mevlana Celaleddin-i Rumi (Sayfa 236)