Araştırmacılar genel olarak çocuğun gelişimini bebeklik (0-2yaş) , ilk çocukluk (Okul öncesi,3-6yaş), ve orta çocukluk (Okul dönemi, 7-12yaş); ortalama 13-17 yaşları arasındaki dönemi de ergenlik dönemi olarak kabul ederler.
Sayfa 105 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
0 an, eğitimin bugünkü hali üzerine düşüncelerimi paylaşma isteği duydum.Haklarla şişirilmiş ama sorumluluktan azade bırakılmış öğrenciler,kavga eden çocuğuna neden kavga ettiğini sormak yerine öğretmeni polise şikayet eden ebeveynler.
Sayfa 17 - Timaş Yayınları·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ensest'in üstünü "Beşik" ile kapatmışlar...
Fransa'da, hem de çok yakın bir tarihe kadar oturmak, yatmak, toparlanmak, yemek yemek gibi bedensel tekniklerin zamana ve bölgeye göre nasıl değiştiğini de hatırlatır. Bretagne' da sıralar her iş için, özellikle "Armorique'te, yataklara çıkmak için basamak" olarak, ayrıca hamur yoğurma teknesi olarak kullanılmaz mıydı örneğin? 17 yüzyılın sonundan itibaren "saman doldurulmuş iskemlelerin" çoğalmasıyla geleneksel sandıkların dik tutularak dolaba çevrildiği Poitou rural'da "tuzluklar" ya da tuz kutusu görevi gören, tuz vergisi ödemeyen bölgelerin bilmediği iskemleler vardı; öte yandan bu yörenin insanı tıpkı Normandiyalılar gibi yataklarını farklı kalınlıklarda, yeşil ağırlıklı kumaslarla kaplamakla yetinirdi. 18. yüzyılda Bretagne'llar ve Savoie'lılar ise tam tersine yatakların etrafını tahtalarla çevirir döşekleri de kelimenin gerçek anlamında tırmanılacak kadar yükseğe koyarlardı. Bunlar günlük hayatta kullanması çok özel beceri isteyen mobilyalardı: Sözgelimi Pays Bigouden'de yaşayan Bretagne'lılar, insanın boyunun zor yetiștiği yatak örtülerini bir sopayla dövüp çekiştirerek yataklarını toplarlardı. Misafirleri de, Grande Chartreuse Manastırını ziyaret eden Prion misali, "õlüp de kabre girer gibi" etrafı kapalı koca bir yatağa "gömülmeye" razı olurlardı çaresiz. Hem coğrafyadan hem de toplumun yapısından kaynaklanan bu farklılıklar (nasıl geliştiklerini açıklamak daha zordur) esasen halkın nasıl yattığını, dolayısıyla nasıl dinlenip nasıl seviştiğini ifade eder, ama bu konuda elimizde fazla belge yoktur; bu bağlamda bir tek Fransız Devriminin ertesinde, kendi tarihlerini yeniden yazan öncü etnologların yarı iyi niyetle, yarı küçümseyerek betimlediği Bretagne'in ve Anjou'nun küçük bir kısmını hariç tutabiliriz. Örneğin, belki de sonradan uykusuzluk illetine
Sayfa 187 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Türkiye deprem riskini ileri sürerek tarihi bir karar aldı ve "Kentsel Dönüşüm" adı altında 1999 depremi öncesi yönetmeliklerine göre yapılan 15 milyon konutun elden geçirilmesini ve belki de yıkılmasını projelendirdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın açıklamalarına göre dönüşüme acil bölgelerden başlanacak ve tüm kentlerin meydanlarından, ulaşımına, altyapısına ve tretuvarlarına varıncaya kadar elden geçirilmesi gerekecek. Bu yıkım nedeniyle Türkiye'nin eline bir fırsat geçtiği de söylenmelidir. Madem deprem riski nedeniyle kentler yıkılacaktır, deprem riski altındaki İstanbul gibi bir kenti Yunanistan'ın nüfusundan daha fazla bir nüfus barındırmak için yeniden tanzime gerek yok. Depremle sarsılacağını bildiğiniz bir kenti belki de mevcut nüfusundan daha yoğun bir ekümenopolis haline getirmenin anlamı yok. Anadolu'ya on beş-yirmi şehir kurmak ve coğrafyayı tarıma dayalı bir üretim politikası ile de değerlendirmek mümkün görülmelidir. Şimdi bazı sayılar vererek deprem korkutması ile gündeme gelen kentsel dönüşüm projesinin hesabının yanlışlığına işaret etmek istiyoruz. Bilindiği üzere 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi'nde resmi raporlara göre, 17.480 ölüm, 23.781 yaralı olmuş, 505 kişi sakat kalmıştır. Hasar gören konut sayısı 285.211, işyeri sayısı ise 42.902 kadardır. Resmi olmayan bilgilere göre ise ölü-yaralı sayısı önceki verilerin iki katıdır ve yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. 12 Kasım 1999 Düzce Depremi'nde de resmi açıklamalara göre ölü sayısı 845, yaralı sayısı 4948. Depremde hasar gören bina sayısı 3395, ağır hasarlı ev sayısı 12939, iş yeri sayısı ise 2450'dir. Ilkay Südaş'in 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi nedeniyle Gölcük'ün nüfus yapısı ile ilgili yaptığı araştırmada şu ifade edilmiştir: "İlçe sınırları içinde nüfusun daha çok kıyı şeridinde
Sayfa 235 - MGV Yayınları·Kitabı okuyor
Kyk-0.62=:))
"Öğrencilerin günde 0,62 litre şarap hakları vardı. Çorba her gün veriliyordu; yılda 125 gün lahana çorbası, 41 gün ıspanak çorbası, 18 gün soğan çorbası, 17 gün nohut çorbası, 12 gün mercimek çorbası, 1 gün peynir çorbası diğer günlerde de şifalı ot çorbası, et suyu vb. çıkardı."
Sayfa 54 - Tübitak
Theoretically, helium-3 can be used to create nuclear fusion – the Holy Grail of energy production as it would produce higher amounts of energy than nuclear fission – and it would be clean energy as helium-3 is not radioactive. On Earth only about 0.0001 per cent of helium is helium-3, and prices can reach as high as $17,000 per gram, but on the Moon there may be a million tonnes of the stuff. This is because our satellite lacks an atmosphere and so for billions of years solar winds carrying helium-3 have saturated the surface.