7/10
·94 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 18:48
Hastalık Hastası, Molière'nin (1622-1673) son eseri olup, ilk defa 1673 senesinde yayımlanır. Bu eserin şöyle hazin bir hikâyesi vardır: Moliére, 17 Şubat 1673 tarihinde, "hastalık hastası" oyununun ilk gösterimi sahnelenirken bizzat kendisi de başrol Argan'ı oynamaktadır. Argan, eserde de geçtiği üzere hastalık hastası olan ama aslında sapasağlam olan biridir. Oyun sahnede devam ederken Molière birden kan kusmaya başlar ve düşerek yere yığılır. Seyirciler bunu oyunun bir parçası zannederek ayakta alkışlamaya başlar fakat hakikat başkadır. Moliére alkışlar içinde sahneden alınır ve o gece saat 22.00 civarında veremden ölür. Çevrenizde ufacık başı ağrısa hemen hastaneye koşan insanlardan mutlaka vardır. İşte Hastalık Hastası eserinde Molière bu mevzuyu ve buna paralel olarak da tıp dünyasını hicvetmiş. Eser kısacık, sadece 94 sayfa. Ve bır çırpıda okunuyor. Mesajı da var, mizahı da. Daha ne olsun. Molière'nin daha önce birkaç tane daha eserini okumuştum. Bilhassa İnsandan Kaçan (Adamcıl) isimli eserini mutlaka tavsiye ederim. Herkese faydalı okumalar dilerim.
Hastalık HastasıMolière · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 19628,1bin okunma
8/10
·888 syf.··
2026 47. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 22:36
James Joyce’un Ulysses’i, sıradan bir roman değil; sabır isteyen, okuyucuyu zorlayan ama derinlemesine düşünüldüğünde büyük bir anlam dünyası açan bir eser. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey yalnızca bir romanı tamamlamak değil, uzun ve yorucu bir yolculuğun sonuna ulaşmak gibiydi. Roman, tek bir gün içinde, Dublin sokaklarında geçiyor. Tek bir gün (16 Haziran 1904) anlatılır ama zihinsel zaman binlerce yıla yayılır.Yüzeyde sıradan görünen bir gün anlatılıyor gibi olsa da, aslında insan zihninin karmaşıklığı, yalnızlığı ve iç dünyası gözler önüne seriliyor. Olaylardan çok düşünceler ön planda olduğu için okurken çoğu zaman zorlandım, hatta bazı bölümlerde ilerlemek kolay olmadı. Ama kitabın gücünün yüzeyde değil, alt metninde saklı olduğunu fark ettikçe metnin değeri daha da belirginleşti. Kitabın merkezinde yer alan üç karakter, aslında insanın farklı yönlerini temsil ediyor. Leopold Bloom, sıradan bir insanın dünyadaki yerini arayışını simgeliyor. Günlük hayatın küçük ayrıntıları içinde dolaşırken, hoşgörüyü, sabrı ve insan olmanın kırılganlığını temsil ediyor. Bloom’un yolculuğu, modern insanın yalnızlığını ama aynı zamanda insan kalabilme çabasını gösteriyor. Stephen Dedalus ise zihinsel arayışı, kimlik sorgulamasını ve bireyin kendini bulma çabasını temsil ediyor. Onun düşünceleri daha karmaşık, daha sorgulayıcı ve zaman zaman kopuk bir yapı gösteriyor. Stephen, dünyayı anlamaya çalışan ama aynı zamanda onun içinde yerini bulmakta zorlanan insanın sembolü gibi duruyor. Romanın sonunda söz alan Molly Bloom, insanın en doğal ve filtresiz iç sesini temsil ediyor. Onun kesintisiz düşünceleri, bastırılmamış duyguların ve arzuların açık bir ifadesi gibi. Molly’nin iç monoloğu, hayatın karmaşıklığına rağmen yaşama bağlılığını ve insanın iç dünyasının ne kadar güçlü
UlyssesJames Joyce · İthaki Yayınları · 20231,464 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·604 syf.··
2026 42. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2026 23:06
22.00 saatinde arabanın bal kabağına, benim külkedisine dönüştüğüm bir ay sona erdi. Bu 1 saat boyunca yerimden kimse kaldırmadı beni. İkinci saat esnekti. Dağda bayırda da dinledim. Olsun. Ben çok çok razı oldum, Allah da Akif hocadan razı olur inşallah. Hayatımda ilk defa bir mukabeleye katıldım ama en iyisiydi. Eminim. En azından olabilecekler içerisinde, bu da bana yeter. Kıraatin ne olduğunu bile bilmeyen bir seren için bu olay çok fazlaydı ama bunu anlatmak zor. Bazen nimetin içinde doğanlar için doğal olan şeyler bazılarımız için böyle olabiliyor diyeyim kapatayım. Akif hocamın duası üzerine ne diyeyim bilmiyorum, amin. Sadece nefsime söyleyebilirim bir şeyler o da artık sesli değil sessiz olsun. Dedem için bir atak yaparım demiştim yaptım. Galiba ben çok safım, bugün bir daha ikna ettiler beni. Bana öyle davranmaz demiştim. Hiçbir farkım yokmuş. Canı sağ olsun. Kalbimin bir yerinde yine severim ama haber vereceğimi sanmıyorum bir daha. Çünkü ilk defa güvendiğim dağlara kar yağmıyor, ilk defa hayal kırıklığına uğramıyorum ama bu da çok zormuş. Hayatım alt üst oldu mu bilmem ama üç şeyi kesin kabul ettim bugün. Bir. Benim kalbim ağır hasarlı, bir daha ayağa kalkacağını sanmıyorum ve de istemiyorum, daha yeni tekrar ikna oldum buna. Tamam. İki. Dostluktan anladığım herkesinki ile uyuşmuyor bunu da yeni tecrübe ettim, büyük konuşmayım bir daha istemiyorum kimseyi, herkesin Allah gönlüne göre versin. Üç. Kan bağı. O öyle basit bir şey değil derdim ama o da öyle değilmiş bugün yüzüme acı çarptı. Haa. Berbat bir tespitim daha var. Maalesef benim adalet kavramım da beğenilmiyor. Bu da dördüncüsü. Halbuki adalet şu kainat kitabının da en önemli konusu. Adalet çok kıymetli. Nasıl bu kadar kolay göz ardı ediliyor anlamıyorum. Artık kimse için çabalamak istemiyorum.
Kur'an-ı Kerim
Kur`an-ı KerimKolektif · Semerkand Yayınları · 20232,991 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 18. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mart 2026 12:49
Çok değişik duygular içinde kitabı bitirdim. Öyle arafta kaldığım bir kitap ki. Sevdim mi sevmedim mi bilmiyorum. Malma İstasyonunda olduğu gibi enteresan bir kurgu tekniğiyle aktarıyor hikayesini yazar. Annelerini yeni kaybetmiş üç kardeşin yazlık evlerinde bir araya gelmesiyle başlıyor hikaye. Bir bölümde çocukluklarından başlayarak ileriye giden zamanı okurken, diğer bölümde o eve gitmeden önceki 24 saati tersine doğru okuyoruz. (23.59-22.00-20.00...... 2 şer saat geriye dönerek) Bir ileri bir geri zaman sıçramalarıyla kısaca. O yüzden son bölüme kadar aile üyelerinin neden birbirine yabancılaştıklarını, yaralarının nedenini bir türlü anlayamıyorsunuz.Geçmişten kesitler parça parça aktarılıyor. Anlatıcı kardeş aklına geldikçe anlatıyormuş gibi, hikayeler kopuk kopuk.Huzursuz ortam, tedirgin çok mutsuz,bir arada olup da yapayalnız insanlar hikayenin omurgasını oluşturuyor. Edebi bir dili yok, kolay okunuyor ama soğuk ve basit cümleleri insanı daha çok yoruyor. Kurgu tekniği muazzam ama o da kurtarmıyor. Son bölümde yaşayacağınız ters köşe biraz afallatıyor ama.işte tam bu nokta, kitapla ilgili düşüncelerinizi arafta bırakıyor. Zaman kaybı dedirtmeyeceği gibi iyi ki okudum da dedirtmiyor. Sevgi ve muhabbetle...
Edebiyat
Hayatta KalanlarAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20252,188 okunma
MUHAKKAK OKUNMASI GEREKEN BİR ANI-BELGESEL BAŞ YAPIT
10/10
·804 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 00:00
(E) SOSYOLOG ALBAY ALİCAN TÜRK’ÜN; “28 ŞUBAT – SİNCAN’DAN TARİHE NOTLAR” KİTABI DEĞERLENDİRMESİ (E) Sosyolog Albay Alican TÜRK’ü ilk defa 2025 yılı Ağustos ayı başında tanımış ve tanışmıştım. Üç kitabı vardı hepsi de ilgi alanımda olan. Bundan önce iki kitabını okumuş ve geniş birer değerlendirme ve tanıtım yazısı yazmıştım. Tanışmamızın hemen arkasından, kısa süre içinde gelmişti bu okuma ve değerlendirme faaliyetlerim. Sayın yazarın bir kitabını okumamış olmayı ise büyük bir eksiklik olarak görüyordum kendi adıma. Tam 800 sayfa ve büyük boy (sayfa ölçüleri büyük) olan kitabını sona saklamıştım. Ve bugün (09.01.2026), sayın yazarı tanımamın ve kitapları ile tanışmamın üzerinden henüz beş ay geçmiş iken, son kitabını da okuyup bitirmenin ve bu tanıtım ve değerlendirme yazısını yazmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bakınca insanın gözünü korkutan bu çok kalın kitabı okumaya 25.12.2025 günü başladım ve sistematik/düzenli bir okuma ile 09.01.2026 günü bitirdim. Yani günde ortalama 50 sayfa okuyarak 16 günde bitirmiş oldum. Okumamın bu kadar uzun zaman almasının sebebi –yukarıda da bahsettiğim üzere- 800 sayfa ve sayfa boyutlarının büyük olmasının yanında, notlar alarak analitik bir okuma tarzını tercih etmem idi. Önceden iki cilt olarak basılmış, daha sonra ise iki cilt birleştirilerek tek kitap olarak piyasaya çıkmış. Kitap, 1. cilt ve 2. cilt olarak bölümlendirilmiş. Sayın yazarın kim olduğu ve onu nasıl tanıdığım ve tanıştığım konularına önceki iki kitabının değerlendirmesinde genişçe yer verdiğim için burada tekrar etmeye gerek görmüyorum. **** Siyasal İslamın bitmek tükenmek bilmeyen asker alerjisi ve rövanş alma manevraları… Taa 1950’lerde başlıyor aslında bu furya. Yine çok güçlü bir sağ iktidar ve yine askeri pasifize etme, kodları, genleri ve teamülleri ile
28 Şubat: Sincan'dan Tarihe Notlar (Cilt 1-2)Alican Türk · Galeati Yayıncılık · 202310 okunma
1/10
·200 syf.·
2025 276. kitabı
Çizgili Pijamalı Çocuk John Boyne John Boyne’un “Çizgili Pijamalı Çocuk” adlı romanı uzun süredir merak ettiğim bir kitaptı. Dün akşam saat 22.00’de okumaya başladım ve bugün 19.00 civarında bitirdim. Toplam 21 saatlik bir süreçte bitirdiğim bu eser, beklentilerimin çok altında kaldı. Auschwitz kampında görevli bir Nazi subayının 9 yaşındaki oğlu Bruno ile kampta kalan Polonyalı Yahudi çocuk Shmuel’in teller ardındaki arkadaşlığını konu almasına rağmen, romanın ilk yarısının tamamen Bruno ve ailesinin sıradan yaşantısını anlatması kitabı gereksiz uzatmış ve olağanüstü sıkıcı hale getirmiş. İkinci yarısı da aynı derecede temposuz ve yüzeyseldi. Dünya artık bazı meseleleri çocuk edebiyatı üzerinden, arkadaşlık veya masumiyet temalarıyla anlatma ısrarını bırakmalı. Nazileri savunmuyorum fakat tarih boyunca pek çok yıkımın içinde rol oynamış, Babil’in yıkılışından bu yana siyasetin ve ekonominin merkezinde yer almış bir toplumu durmaksızın mağdur ve masum gösterme çabası bana inandırıcı gelmiyor. Kitabın bu kadar meşhur olmasına, filme uyarlanmasına ve hatta devam niteliğinde yeni bir kitap yazılmasına şaşırdım bu kadar yüzeysel bir kurgunun dünya çapında abartılması bana göre tamamen propaganda etkisi olduğunu düşünüyorum. Yerli yabancı fark etmeksizin propaganda romanlarını zaten sevmem, edebiyatı araçsallaştıran metinlerin ruhu öldürdüğünü düşünüyorum. Bu kitabı ikinci el aldığım için pişman olmadım yeni fiyatıyla alsam büyük bir hayal kırıklığı yaşardım. Dilinin ve kurgusunun aşırı yüzeysel oluşu, hiçbir edebî derinlik barındırmaması, mesajını neredeyse doğrudan veren ham bir propaganda metni gibi oluşu beni gerçekten tatmin etmedi. Dünyanın tek kötüsü Naziler, tek mazlumu Yahudiler değildir bu gerçeği
Edebiyat
Çizgili Pijamalı ÇocukJohn Boyne · Tudem Yayınları · 202150,7bin okunma