Evet, İsrail’de bir zulüm var. Ancak mesele sadece orada yaşananlarla sınırlı değil artık. Dünya, aynı yöntemi başka biçimlerde kopyalıyor. Sessizlik öğretiliyor önce; sonra sessizliğe alıştırılıyor insan. Alışkanlık, zulmün en büyük kolaylaştırıcısı oluyor. Alışınca, sesler kısılıyor. Derken daha büyüğü geliyor.
Artık savaş sadece topraklarda değil, zihinlerde, ofislerde, plazalarda... Sektörlerde insanlar birbirini ezmek için yarışıyor. Hırs, rekabet, para... Herkes biraz daha fazlası için, diğerini biraz daha geri itmek zorunda hissediyor kendini. İnsanlar günlerini, haftalarını, yıllarını yalnızca dört saatlik bir uykuya, tek bir gün hafta sonuna, küçük bir şey satın alabilmenin hazzına kurban ediyor. Ama yine de yetmiyor. Ne para, ne huzur, ne zaman...Adalet bir gösteri malzemesi; liyakat bir zamanlar anlatılan güzel bir hikâye artık. Yerini dalkavukluk almış. Doğruyu söylemek, risk haline gelmiş. İçin içini yiyor ama konuşamıyorsun. Her cümle bir düğüm oluyor boğazında. Sustukça büyüyor, büyüdükçe zehir gibi yayılıyor insanın içine.
Ve dünya yavaş yavaş İsrailleşiyor... Zulmün sadece şekli değişiyor, özü aynı kalıyor.