Öyle ki nihai sandığımız bitişlerin başlangıcı sonsuzluk olmasına rağmen, bazen de yıkıla yıkıla çoğalarak gerçekleşiyor bu varoluş.
Sûreti kaybetmek, ölümle yitip giden, dönüşen et ve kemiktir; zatıhaliyle "ben" değilken "Ben" içeride (!) de değil, çok daha ulvi, O'nunla var edilmiş, yere göğe sığmayan ruhumuzda gizli.
Lakin öyle kolayca oluvermediği gibi, "oluversin" diye de olmuyor bu inşâ süreci. Her kaybediş, ruhta derin parçaların hissizliğine ve ziyadesiyle acıya sebep olmuyor mu?
Mesela "ölüm eksikliği"; bir duada, bir omuzda, bir cümlede, belki bir bakışta sükûn eder, ettirilir. Lakin inşâ ettiğini sandığın, tekraren yıkılmış ne varsa; en derin yaralara, gün gün ruhun/kendiliğin eksilme müsebbibi olmuyor mu?
Kaybettik... "Kaybettik" deriz ya, sanki bir diğerini kaybetmiş gibi... Halbuki Kendi'mizi kaybederiz; gram gram, eriye eriye... Gözyaşı şifasını sararız eksilene; gidene, kalana... Ama Kendi'miz eksilir de eksilir...
Velhasılı; samimiyet ile çıkılan her yol, her zerresiyle ve her ne şartta olursa olsun ruh inşâsı...andığımız bitişlerin başlangıcı sonsuzluk olmasına rağmen, bazen de yıkıla yıkıla çoğalarak gerçekleşiyor bu varoluş.
Sûreti kaybetmek, ölümle yitip giden, dönüşen et ve kemiktir; zatıhaliyle "ben" değilken "Ben" içeride (!) de değil, çok daha ulvi, O'nunla var edilmiş, yere göğe sığmayan ruhumuzda gizli.
Lakin öyle kolayca oluvermediği gibi, "oluversin" diye de olmuyor bu inşâ süreci. Her kaybediş, ruhta derin parçaların hissizliğine ve ziyadesiyle acıya sebep olmuyor mu?
Mesela "ölüm eksikliği"; bir duada, bir omuzda, bir cümlede, belki bir bakışta sükûn eder, ettirilir. Lakin inşâ ettiğini sandığın, tekraren yıkılmış ne varsa; en derin yaralara, gün gün ruhun/kendiliğin eksilme müsebbibi olmuyor mu?
Kaybettik... "Kaybettik" deriz