02:46
Allah’ım, yüreğimi sıkan ve içime darlık veren her şeyden sana sığınıyorum… Amin.
Bir Anı...
Liseye başladığımda dersime giren edebiyat öğretmenimiz Osman Hocamın ilk ezberlettiği şiirdi "Yaş Otuz Beş". Her ölüm konusu açıldığında bu şiirden bahsederdi. "Bir namazlık saltanatın olacak Taht misali o musalla taşında." derken arkasından eklerdi: "35'i ömrünün yarısı saymış şair, 70 yaşına kadar yaşayacağını düşünmüş. 46 yaşında vefat etmiş." diye. Bize ölümü korkulacak bir olgu gibi değil her an gelebilecek bir gerçek olarak anlatırdı. Hayata ne kadar sıcak bakıyorsa ölümü de o kadar normal karşılıyordu. Okuduğum okulda mezuniyet törenleri okulda yapar. Bizim 9. sınıf olduğumuz dönemki mezuniyette Anadolu Mektebi Okumalarında olan birkaç arkadaş ve Osman Hocamla resim çekinmiştik. O zaman bize şöyle demişti: "Siz mezun olana kadar her sene fotoğraf çekinelim, siz büyürsünüz benim de beyazlar artar." 11. sınıftayken bitti bu yolculuk. Hep hatırlattığı gibi ölüm ona aniden geldi. 40 yaşındayken kaybettik Osman hocamızı. Seneye liseden mezun olma sırası bize gelmiş olacak ama o adam artık olmayacak. Şiirler, öyküler, anılar anlatan Osman hocamı tekrar yâd ediyorum. Mekanı cennet olsun🥀🤍 15.02.2026 ∞

Best Smile

@Best_Smileee
·
Yaş Otuz Beş
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız, Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız. Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
02.46
Bir anlayanı olmalı insanın 'iyiyim' desede iyi olmadığını bilen...
Cehenneme Girecek 25 Sınıf İnsan
01- Allah’a Şirk Koşanlar! “Sonra onlara şöyle denilecektir; (Allah’a) Şirk koştuklarınız nerede!?” (Mu’min Sûresi, 73) 02- Allah’a ve Rasulüne Asi Olanlar! “Kim de Allah’a ve Allah’ın Rasulüne isyan eder, Allah’ın sınırlarını da aşarsa, Allah da onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır.” (Nisa Sûresi, 14) 03- Ahireti İnkâr Edenler! “ve onlar; ahireti de inkar edenlerdir!” (A’raf Sûresi, 45) 04- Ayetleri yalanlayanlar ve büyüklenerek onlardan yüz çevirenler! “Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklük taslayanlar ise ateş ehlidir! Onlar orada ebedi kalacaklardır!” (A’raf Sûresi, 36) 05- Kitabı ve Rasullere Gönderileni Yalanlayanlar! “Onlar, Kitabı ve Rasullerimizle gönderdiklerimizi yalanlayanlardır! Yakında bilecekler!” (Gafir Sûresi, 70) 06- Kâfirler! “İnkar eden kimselere söyle; yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz! Orası ne kötü bir döşektir!” (Âl-i İmran Sûresi, 12) 07- Kıyameti İnkâr Edenler! “İş onların söyledikleri gibi değil! Onlar o kıyamet saatini yalanladılar ve biz, kıyamet saatini yalanlayanlara alevli bir ateş hazırlamışızdır!” (Furkan Sûresi, 11) 08- Allah’a İbadetten Yüz Çevirenler! “Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin size icabet edeyim. Şüphesiz ki, bana ibadet etmekten kibirlenenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir!” (Mu’min Sûresi, 60) 09- Cehennemi Yalanlayan Fasıklar! “Fasıklık edenlere gelince, olanların varacakları yer ateştir! Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya geri çevrilirler ve onlara şöyle denir; Yalanlayıp durduğunuz ateşin azabını tadın!” (Secde Sûresi, 20) 10- Namaz kılmayanlar! “Derler ki: Biz, namaz kılanlardan değildik!” (Müddessir Sûresi, 43) 11- Yoksulu Doyurmayanlar!
Hayat ve İnsan
Hasta Değil Susuzsunuz!
Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz” kitabında bir insanın 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır. 01- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz. 02- Su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür. 03- Su temel enerji kaynağıdır. 04- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir. 05- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır. 06- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur. 07- Bağışıklık sisteminin merkezi olan kemik iliğini, kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir. 08- Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar. 09- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur. 10- Su, besinlerdeki gerekli öğelerin emilimini artırır. 11- Bütün öğelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur. 12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır. 13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır. 14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır. 15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur. 16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları”na dönüştürür. 17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler. 18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur. 19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler. 20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir. 21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve
Hayat ve İnsan
kendimle tanışıyor muyum yoksa birine mi benzettim
Kilometrelerce gittiği tren raylarından uzaklaşıyor ve bir minibüse biniyor. İki buçuk liranın götürebildiği en güzel yere ilerlerken, ilk kez dinlediği o şarkıyı anlayarak ama hissetmeyerek tekrar tekrar çalıyor. Bilmiyor ki bir gün kalbini paramparça edecek ve gözyaşlarından hafif yanmış yanaklarını silecek… İndiği minibüs yoluna devam ederken, o da sokakta yoluna devam ediyor ve apartmana giriyor. “İnsan bir yere koşa koşa gidince asansör bile yavaş geliyormuş,” diye düşünüyor. Kendi daire numarasıyla aynı olan “46” sayısına bakıyor. Sonra da kapı önündeki ayakkabılara… Görmekten hoşlandığı birkaç şeyden biri bu detay. Kapı açılıyor. Bütün dünyada arayıp da bulamadığı her şeyi gördüğü o gözlere bakıyor. Kendini bulduğu o gözlere... Tutamıyor gülümsemesini ama bilmiyor ki gözyaşlarını da bir gün tutamayacak ve bilmiyor ki o kapının önünde bir daha asla durmayacak ve o kapı bir daha açılmayacak. İçeri giriyor ve girer girmez kendine sarılıyor sanki, o kadar içten ki… Tamamlanıyor bu iki kişi. O koku kazınıyor beynine ve o ten yapışıyor ellerine. Haberi yok binlerce kilometre uzaktan, seneler sonra hâlâ burnunda o kokunun, ellerinde o hissin olacağından. Ona giymesi için verilen mor tişörtü giyiyor üstüne. Her kafasından geçirdiğinde yuvasına giriyormuş gibi hissediyor. Bayılıyor onun olmayan bu tişörtü giymeye, onun olmayan bu çarşaf ve yorganda uyumaya. Uyumak için çabalamadan uyuya kalmaya...“Anne karnında mı en son vardı bu huzur?” diye düşünüyor. Ama onu hatırlamıyor, o yüzden bildiği tek huzur bu; öyle kalıyor aklında. Küçük bir çocuğun evinde hissettiği gibi mi yoksa? Tanımlayamıyor. O zamanlar tanımlamaya da çalışmıyor. Aşk ne? Onu da tanımlayamıyor. Bir gün ne olduğunu hatırlayıp tanımlayacak zaten; şu an bu huzuru tanımlarla ve sıfatlarla neden bozsun