İnsan olarak ne acelemiz vardı şimdiki zamanda? Durup bakmayı, gerçekten görmeyi, dinlemeyi, okuduğumuzu anlamayı, sevmeyi ve sevilmeyi beceremiyor, her şeyi aceleye getirip duruyorduk.
Ama yaşadıkça ve yalnızlaştıkça sevmemek kolaylaşır, güvenmemek kolaylaşır; bırakıp gitmek, vazgeçmek kolaylaşır. Hâlâ kolayca sevebilen insanlar ya çok güçlüdür ya çok tecrübesiz. Hâlâ kolayca güvenebilenler ya hiç terk edilmemiştir ya da… Ya da çok incineceklerdir.
Belki de unuttum zaten, diye iç geçirdim. Ama bunlarla birlikte hissetmeyi de unuttum. İnsan olmayı da sanırım. Siz öyle diyorsunuz en azından. Ruhsuz olmuşum ben…
“Hep hallettim ama bu sefer ‘olmuyor karanlığı’ndan yazıyorum; çok güçlü olmayın, çok düşünceli, çok yardımsever, çok çok çok… Hiçbir şeyin çok’u olmayın, o zaman insanlar sizden insan olabilme hakkınızı alıyor.”
Ağlamaya başladığının farkına bile varmamış, birkaç dakika sonra yanaklarında bir sıcaklık hissederek aşağı baktığında tişörtünün gözyaşlarıyla ıslandığını görmüştü