Konusu kısaca 6 yaşına kadar resime tutkuyla bağlı bir adamın büyüklerin onu ressamlıktan soğutmasıyla pilot olmuş ve bu mesleğini sürdürmüş. Ilk bolumdeki izledigi belgeseldeki boğa yılanın fili yutması sahnesinden cok etkilenmis ve fili yutmuş sindirmek icin 6 saat bekleyecek olan bir resim çizmiş ama resim yilanın karnındaki fil cıkıntısından ve siyah resmedilmesinden dolayı şapkaya benzemiş. Resmini kime gösterse bu şapka diye yanıt veren yetişkinlerin ne kadar düz baktığını, sıradanlaşıp hayal güçlerinin kuytu köşelerde susturulduğunu çok iyi anlatıyor. Bu pilotun uçağı arızalanır ve insanların yaşamadığı oldukça uzak bir çöle düşer. Burada altın sarı saçlı çocukla küçük prensle karşılaşırlar.
Kitabın yarattiğı distopik ortam oldukça hoş ve özgün. Küçük prensin diyaloglarını okudukça da insan yoğun bir şekilde samimiyeti ve hayal gücünü hissediyor.
Kitapta pilot yer yer verdiği örneklerle yetişkin (büyük insanların) insanları dış görünüşüyle yargıladığını, sayılara verdikleri önemle saf bir realizme sahip olduklarını, özgünlüklerini ve hayal güçlerini yitirdiklerini güzel örnekler ve kinayelerle açıklamış. Dostluğu çıkar ilişkisinden ibaret sandıklarını söylüyor duygusal bağdan, hobilerine ilgi duyup onları öğrenmekten onlara göstermesinden, sevgisel duygu alışverişinden bir haberdirler. Belki de beni kendisi gibi sanıyordu ama ben sandıkların icindeki koyunları görmeyi bilmiyordum. Belki, biraz da büyük insanlar gibiydim. Sanırım yaşlanıyordum sözü çok iyi özetlemiş büyümenin çoğu insanı sıradanlaştırdığını, meraklı hayalgücü baskın yönünü çocukluğunun yanında unuttugunu, sevgi dolu yönünü kaybettiğini.