osᴍᴀɴ şᴀʜɪ̇ɴ

osᴍᴀɴ şᴀʜɪ̇ɴ
@0smanShn
ᴇᴠʟɪ̇ ɪ̇ᴋɪ̇ ᴄ̧ɪ̇ᴄ̧ᴇᴋ ʙᴀʙᴀsɪ
Devlet Memuru
İş Sağlığı ve Güvenliği
768 okur puanı
Ekim 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Bir Çürüme Anatomisi
9/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 15:31
Yazarla tanışmam bu kitapla oldu ve son olmayacak diye düşünüyorum. Açıkça söylemek gerekirse beğendim mi beğenmedim mi tam olarak adını koyamıyorum. Kitabı bitirdiğimde içimde tuhaf bir huzursuzluk kaldı. Mahfuz, 1930’ların Kahire’sini anlatıyor gibi görünse de aslında zamansız ve mekansız bir insanlık trajedisini önümüze koymuş. Her şey o kadar çiğ, o kadar gerçek ve net ki, tam da bu yüzden insanın canını yakıyor. Kitabın merkezindeki Mahcub Abdüldaim, kolay kolay sevilebilecek bir karakter değil. Hatta dürüst olmak gerekirse, yer yer nefret ediyorsunuz ondan. Ama bir yandan da onu o kadar iyi anlıyorsunuz ki, bu durum kendinizden de ürkmenize yol açıyor. Taşradan Kahire’ye gelmiş, sefaletin dibini görmüş, açlıkla ve çaresizlikle boğuşan bir genç. Etrafına bakıyor; ahlaktan, dürüstlükten bahseden herkesin aslında bir şekilde gemisini yürüttüğünü, sistemin tamamen ikiyüzlülük üzerine kurulduğunu görüyor. İşte tam bu kırılma noktasında "Madem oyunun kuralları bu, ben de kirli oynayacağım" diyor. Kitabı okurken, zihnimde sürekli olarak Dostoyevski’nin Yeraltı Adamı canlandı. Bana göre bu romanı incelerken üzerinde durulması gereken en can alıcı noktalardan biri, Mahcub ile Yeraltı Adamı arasındaki o sarsıcı benzerlik. Bu iki karakteri yan yana koyduğumuzda, ikisinin de aslında aynı karanlık kuyudan beslendiğini görüyoruz. Her iki kitabı da okumuş olanlar ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaktır. İkisi de acımasız derecede dürüst bir bilince sahip. Dünyanın, toplumun ve insanların ikiyüzlülüğünü, sahteliğini çıplak gözle görebiliyorlar ve bundan tiksiniyorlar. Topluma ait olamama, dışlanmışlık ve bunun getirdiği o yoğun aşağılık kompleksi, her ikisinde de zamanla devasa bir ego ve kibir patlamasına dönüşüyor. "Siz hepiniz sahtesiniz, öyleyse ben sizden daha
Edebiyat
Kahire ModernNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınları · 2021402 okunma
Reklam
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 12:24
​Amin Maalouf’la tanışmamız Semerkant kitabıyla olmuştu. Gerek kurgusu gerek dili olsun o kitabı çok beğenmiş ve akabinde yazarın diğer kitaplarını da hemen temin etmiştim. Doğu’nun Limanları, Maalouf’tan okuduğum ikinci kitap oldu ve samimiyetle söylemeliyim ki, en az Semerkant kadar bu kitabını da sevdim. ​Kitabı büyük bir keyifle bitirdikten sonra, incelemelere biraz göz atayım dedim. Gördüklerim karşısında şaşırmamak elde değildi; kitabı beğenmeyen, hatta tabiri caizse linç etme derecesinde yerden yere vuran okurlar olduğuna üzülerek şahit oldum. Elbette herkes her kitabı beğenecek veya beğenmek zorunda diye bir kural yok, zevkler ve renkler tartışılamaz. Ancak bu arkadaşların neye istinaden kitabı bu kadar acımasızca eleştirdiklerini cidden merak ediyorum doğrusu. Çünkü onların "beğenmeme gerekçesi" olarak öne sürdükleri detayların neredeyse hiçbiri beni rahatsız eden ya da kitaba gölge düşüren haklı sebepler gibi gelmedi bana. Bilakis, Maalouf'un o sakin, abartısız ve insanı derinden yakalayan üslubu bu kitapta da tam anlamıyla parlıyordu. ​Kitabın içeriğine gelecek olursak: Beni bu kadar içine çeken, eleştirilerin aksine ruhuma dokunan neydi bu romanda? Hikaye, adıyla müsemma bir kahramanın, İsyan’ın hayatı etrafında şekilleniyor. Osmanlı’nın son demlerinden başlayıp Beyrut’un o şaşaalı, çok kültürlü, hani o "Doğu’nun parlayan limanı" olduğu dönemlere uzanan ve oradan Paris’e kadar savrulan trajik bir ömür bu. İsyan, hürriyet sevdalısı bir babanın oğlu olarak dünyaya gözlerini açıyor ama kaderi, isminden çok daha ağır yükleri omuzlarına bindiriyor. ​Maalouf, bireyin kaderinin nasıl da büyük tarihin dişlileri arasında ezilebileceğini muazzam bir soğukkanlılıkla anlatıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa'da direniş hareketine katılan, bir halk kahramanına
Edebiyat
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,1bin okunma
Kalbe Dokunan Bir Şarkı
9/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 13:32
Madeline Miller’ın okuduğum ikinci kitabı oldu Akhilleus’un Şarkısı. Daha önce Ben, Kirke ’yi okuyup yazarın diline, o büyüleyici anlatım tarzına hayran kalmıştım zaten. Bu kitapla birlikte Miller'ın kalemine olan hayranlığım bir kat daha arttı diyebilirim. Hikaye bizi Antik Yunan’ın o efsanevi atmosferine, Truva Savaşı’nın hemen öncesine ve savaş yıllarına götürüyor. Ama bu sefer anlatıcımız çok tanıdık ama bir o kadar da farklı biri. 2004 yapımı o meşhur Truva filminde Akhilleus’un kuzeni olarak izlediğimiz Patroklos’un gözünden dinliyoruz tüm olan biteni. Yalnız kitapta durum filmdekinden çok başka; Patroklos burada Akhilleus'un kuzeni değil, çocukluktan beri yanından ayrılmayan sevgilisi. Evet, yanlış okumadınız; iki erkek karakterin birbirine olan derin bağlılığını ve aşkını okuyoruz. Yalan yok, kitabın ilk başlarında şöyle bir durup "N'oluyor arkadaş, erkek erkeğe sevgililik hikayesi mi okuyacağım şimdi ben?" dedim kendi kendime. İnsan ister istemez bir önyargıyla duraksıyor. Ama Madeline Miller aralarındaki o bağı, o saf sevgiyi öyle muazzam bir dille işlemiş, öyle içten anlatmış ki... Bir süre sonra kendinizi o duygunun akışına kaptırıyorsunuz ve kitapta aktarılan o saf sevgiyi resmen iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Mitolojik bir savaşın gölgesinde, kaderin ve tanrıların acımasızlığına karşı direnen iki ruhun trajedisi insanı gerçekten derinden yakalıyor. Kitabı okuyan bazı kişilerin "Bu kitap düpedüz bir eşcinsellik güzellemesi yapıyor" diyerek kestirip atacağını biliyorum, hatta eminim bunu söyleyen pek çok kişi olmuştur. Ama bana hiç de öyle ucuz ya da yapay bir güzelleme gibi gelmedi açıkçası. Hatta konuyu biraz merak edip araştırdığımda, bu durumun sadece yazarın modern bir kurgusu ya da uydurması olmadığını da gördüm. Antik dönemde Platon ve
Edebiyat
Akhilleus’un ŞarkısıMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202019,3bin okunma
Rüyalar, Simya ve İnsanın Bitmeyen Hırsı
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 00:00
Aslında bu benim Kaan Murat Yanık ile üçüncü buluşmamdı. Daha önce Dünyasızlar ve Sular Üstünde Gökler Altında kitaplarını okumuş, yazarın o masalsı ama bir o kadar da sarsıcı diline hayran kalmıştım. Bu iki kitaptan sonra çıtam haliyle çok yüksekti ama Butimar, o çıtayı sadece aşmakla kalmadı, bambaşka bir yere taşıdı. 2015 yılında "En İyi Roman" ödülünü boşuna almadığını daha ilk sayfalarda hissettiriyor. Gelin, bu büyüleyici yolculuğun içine beraber dalalım. Her şeyden önce o ismin gizemi insanı hemen içine çekiyor. Butimar, Pers mitolojisinde geçen tuhaf bir kuş; denize aşık, tatlı su içmiyor, koca denizi de "ya biterse" diye tüketemiyor. Rüyadan rüyaya uçup duran bir canlı... Kitabı bitirdiğimde "Bir isme, bir hikaye ancak bu kadar yakışabilirdi" dedim. Hikaye aslında çok ilginç bir girişle başlıyor. Günümüzde, yalnızlığı seven, ruhsal gelgitleri olan ve rüyalarını şekillendirmeye çalışan bir psikiyatr çıkıyor karşımıza. Bir gün ofisine gelen gizemli bir danışan, ona rüyalarından, dedesinden ve bir mektup ile resimden bahsettiğinde olaylar renk değiştiriyor. O resimdeki kadın, doktorun rüyalarından çıkmayan Butimar’ın ta kendisi! Ve biz bu noktada doktorun uykusuna eşlik ederek kendimizi Yusuf’un ve 19. yüzyılın o puslu atmosferinin içinde buluyoruz. Asıl hikayenin kalbinde ise “Yusuf” var. Yusuf, Sarı Medrese’de yetişen, yoksul ama hayalleri büyük bir genç. Yanında sarsılmaz inancıyla dostu Behzad ve hocaları Ali Garbî var. Ancak devir karışık; Rusların gölgesi medresenin üzerine düşmüş. Yusuf ve Behzad, inançları uğruna dik durunca medreseden atılıyorlar. İşte kırılma noktası burada başlıyor: Yusuf, kurtuluşu ilimde değil, her şeyi altına çevirme hırsında, yani Simya’da aramaya başlıyor. Bu saplantılı yolculukta rüyalarının kadını Butimar’a rastlıyor, onunla bir hayat kuruyor
Edebiyat
ButimarKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20226bin okunma
Sadeliğin ihtişamı.
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
Tolstoy’un, altı adet kısa hikayeden oluşan bu kitabı, aslında dev romanlarından ziyade bir "ustalık sınavı" gibi duruyor. Dünyayı sarsan o koca adamın, en derin etik çıkmazları bir çocuğun bile anlayabileceği bir sadeliğe indirmesi gerçekten muazzam. Kitabı okurken, sanki eski bir bilgenin dizinin dibine çökmüşsünüz de hikâye dinliyormuşsunuz gibi bir his geçiyor insana. Hikayeleri, tek tek ve kısaca ele alacak olursak: Kitaba ismini de veren ilk hikayeden başlayalım. "İnsan Neyle Yaşar?", Melek Mihail’in dünyaya düşüşü üzerinden insanın özüne dair üç temel ders veriyor. Sonunda anlıyoruz ki; insan kendi için kaygılanarak değil, başkasına duyduğu sevgiyle nefes alıyor. Biz, tek başımıza değil, bir bütünün parçasıyken gerçekten insanız. Hemen ardından gelen "Kıvılcımı Söndürmeyen Ateşi Zapt Edemez" ise tam bir "komşu kavgası" trajedisi. Küçücük bir yumurta meselesinin koca bir köyü yakışını okurken, gurur ve inadın haklılıktan daha tehlikeli olduğunu görüyoruz. Kötülük o küçük kıvılcım gibi; affedip söndürmezsen sonunda senin çatını da sarıyor. "Mum" hikâyesinde ise zalim bir kâhya ve her şeye rağmen iyilikten vazgeçmeyen Pyotr’un o sarsılmaz duruşu var. Baskı ne kadar artarsa artsın, insanın içindeki o vicdan mumu yanmaya devam ediyor; çünkü kötülüğe aynıyla karşılık vermek sadece karanlığı büyütüyor. Bence kitabın en çarpıcı hikayelerinden biri de "Kızlar Büyüklerden Akıllıymış". İki küçük kızın bir çamur birikintisi yüzünden didişip saniyeler içinde barışmasını izlerken, büyüklerin kavgayı nasıl devasa bir savaşa dönüştürdüğünü görmek tam bir ironi. Çözüm aslında o çocuk saflığında saklı. Tabii bir de Pahom’un o bitmek bilmeyen hırsı var: "İnsana Çok Toprak Gerekir mi?" Daha fazlası için nefesi kesilene kadar koşan Pahom’un hikâyesi,
Edebiyat
İnsan Neyle Yaşar?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024234bin okunma
Reklam