Bir bölümü araştırmalardan, bir bölümü de kendi deneyimlerimden süzüp çıkardığım yedi adım, ilişkilerin canlılığını korumasına ve kişinin yaşam karşısında daha dayanıklı olmasına imkân vermektedir.
1. Duymaktan memnun olacağı şeyleri söyleyin. Ortak hayatın içinde olumsuzluklar olsa da konuların ele alınış biçimi karşı tarafa değerli olduğunu hissettirmeli ve onu memnun etmelidir. Konuşmanın veya tartışmanın sonunu ona değer verdiğinizi göstererek bitirin. Hayatın içindeki olumsuzlukları konuşmak kaçınılmazdır ancak mümkün olduğunca hayatın ve durumun iyi taraflarını da görün ve dile getirin.
2. Beden diliyle ilişki ve iletişiminizi sürdürün. Elini tutun, saçını okşayın, dizine temas edin, uyurken bile cinsel içeriğinden bağımsız birbirinize değerek uyuyun.
3. İyi dinleyin. Fazlasıyla sıradan gelebilecek bu öneri şu adımları içine alır: Göz temasını kaybetmeyin, başka şeyle meşgul olmayın, söylediklerine karşı çıkmayın, anlatılanlarla aynı fikirde olmasanız da empati gösterin ve sorulmadan akıl vermeyin.
4. İşteki sorunlarınızı evinize getirin. Eşinizin işiyle ve günlük hayatıyla ilgili sorunlarını anlatmasını teşvik edin ve onu can kulağıyla dinleyin. "Aman benim derdim bana yetiyor," demeyin. Eşiniz sorunlarını, kendini anlayan karşı cinsiyetten başka birine anlatsa daha mı iyi olur? Eşinizin sorunlarını dinlerken daha önce anlatılan "dinleme" ilkelerine uygun davranın.
Ortak heyecanın insanları birbirlerine yaklaştırdığı, duygusal ve cinsel çekim yarattığı araştırmalarla doğrulanmıştır. Bu nedenle kadınlara ve erkeklere iki ayrı önerimiz var. Birincisi kadınlara: Eşiniz futbolla ilgileniyorsa bu ilgisine karşı çıkmayın. "Okumuş adamsın, yirmi iki şaşkın bir topu kovalıyor, sen de onları seyrediyorsun," demeyin. Oturun, eşinizle maç seyredin. Aksi bir nedeniniz
Zaten sana ait bir koltukta oturuyordum, geri al işte.”
“Bana baksana, orospu çocuğu.” Önce oturduğum zemini ona gösterdim, hemen sonra da benden birkaç adım uzaklıkta duran koltuğu... “Kalkıp bir koltuğa oturmayacak kadar tembel bir herifim, senin koltuğunu ne yapayım?” Bir daha kimse bana o liderlik sorumluluğunu yükleyemezdi. “Yerine geçmekle ilgilenmiyorum, amına koyayım!”1“Ulan şu üşengeçliğinden bir gün geberip gideceksin! Büyü artık ve biraz sorumluluk al.”“Beni liderliğe getirmeye kalkışırsan bize ait olan bölgeleri, şirketleri ve tek tek sayamayacağım tüm o siktiğim mal varlıklarını satarak giderim.” Bunu gerçekten yapacağımı gösterircesine sırıttım. “Su içmeye bile üşeniyorum, bir de kalkıp bölge lideri olamam. Bok gibi param var, yedi sülaleme yeter, niye çalışayım lan ben?”
"Mütefekkirin mektebi, hekimin eczâhânesi gibidir; oraya zevk duymak için değil, kurtaran ıstırabı çekmek için gidilir. Birinin çıkık bir omuzu, ötekinin başında bir yarası mevcuttur; zevk onları iyi edebilir mi?"
Kaderini eline almak", beklentilerini gerçekçi bir temele oturtmak ve stres kaynaklarını saptayarak bunlara uygun başaçıkma yolları geliştirmekle mümkündür. Bu süreç üç faktöre bağlıdır:
1. Hayat görüşü: İşine bağlı, işi üzerinde denetimi olduğuna inanan, değişikliği gelişim için fırsat gören ve özsaygısı yüksek kişiler iş stresinden daha az etkilenir. Özsaygı, sınırlarını kabul etmek ve sevmek demektir. Diğer taraftan esnek olmamak başlı başına bir stres kaynağıdır. Kendi kafasındaki çözümün dışında çözüm kabul etmeyen, çevresindeki insanları ve olayları değiştirmeye çalışan, hep haklı olduğuna inanan ve tanıdığı-tanımadığı herkese ders vermeyi kendine görev sayan kişi sürekli stres altında kalmaya mahkûmdur.
2. İşyerinin yapısı: Yaşantılar "öngörülebilir" ve "denetlenebilir" nitelikte ise stres verici etkileri azalır. Bu nedenle iş hayatında "deneyim" ve "beceri" streslerle başaçıkmayı kolaylaştırır. Bunu sağlamak için de işe uygun olan kişinin seçilmesi ve hazırlanması büyük önem taşır. Ayrıca her düzeydeki çalışana "koçluk ve "mentor"luk (akıl hocalığı) olanakları sağlamak stresle başaçıkmayı kolaylaştırır. Üst düzey yöneticiler için ise bu ilişki kurum dışından sağlanabilir.
Başarı duygusu yaşamak baskıyı azaltır ve yaşantıyı zevkli bir duruma getirir. Bu duyguyu artırmak için her başarının tadını çıkarmak gerekir. Ancak Türk kültürü başarının tadını çıkarmaya hoşgörüyle bakmaz. Bu da daha sonraki mücadeleler için gerekli enerjinin üretilmesine ve iyimserliğin gelişmesine engel olur.
3. Kişisel başaçıkma teknikleri: Her bireyin stres kaynağı
farklıdır. Bu nedenle başaçıkma yollarının da farklı olması kaçınılmazdır. Örneğin zaman baskısından kaynaklanan stresler, öncelikleri belirlemeye dayanan "zaman düzenleme teknikleri"nin öğrenilmesiyle azaltılır. İnsan