Bilgi Güçtür. Peki Güç Kimde?
7/10
·680 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 18:32
Andreas Eschbach'ın bu kitabını uzun zamandır okumayı bekliyordum ve nihayet bitirdim. Kitabın kapak tasarımından başlamak istiyorum, çünkü kitap kendi o noktadan itibaren göstermeye başlıyor desem yeridir. Kitabın ismi Nazi Almanya'sında bir dönem Alman ruhunu yansıttığı için resmi belgelerde dahil her yerde kullanılan ''fraktur'' yazı sitili ile yazılmış ve kapağın ortasındaki göz ise adeta 1984'e selam duruyor diyebiliriz. Oldukça iyi düşünülmüş bir tasarımı var. Hikâye, ''bilgisayar, internet, telefon, e-posta gibi teknolojilerin Nazi Almanya'sında bulunması halinde neler olurdu?'' sorusu üzerine kurulu ki oldukça sağlam bir dinamiğe sahip. Varlıklı ama içe dönük bir kız olan Helene'nin lise'den sonra ülkenin güvenlik kurumu olan NSA'da programcı olarak çalışmaya başlamasını, bu kurumun ülkedeki vatandaşların kalori tüketimi, bina yapılanmaları gibi faktörler kullanarak vatandaşların izlenmesi ve ülkede yahudi, asker kaçağı vb... kişilerin saklandığı yerleri tespit edebilen bir kurum olması, böylesine müthiş bir yapıyı kendi çıkarı için kullanan Eugene üzerine kuruludur. ''Bilgi güçtür'' ve Nazi rejimi teknoloji sayesinde bu gücü elde etmiş ve inanılmaz derecede kullanabilmektedir. Yazar, günümüz teknolojisinin Nazi Almanya'sında olması halinde gerçekleşecekler konusunda oldukça gerçekçi bir alternatif tarih yaratmış. Diğer yandan Anne Frank, Nazi Rejimi karşıtı broşürler dağıtırken yakalanıp idam edilen Sophie Scholl gibi gerçek tarihten kişiliklere de ufak da olsa bir rol verip saygı duruşunda bulunması güzel bir detay olmuş. Ancak bir noktadan sonra romanın sadece Helene ve Eugene arasında gidip gelmesi hikâyeyi ve evreni dar bir çerçevede bırakmış. Yan karakterlere daha fazla yer verilerek oluşturulan bu evren detaylandırılabilirdi. Helene'nin bir programcı olarak
Edebiyat
NSAAndreas Eschbach · Pegasus Yayınları · 20208 okunma
En sonunda aynı tadı buldum…
8/10
·520 syf.··
2026 13. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 19:03
Eskiden gazete alıp kupon biriktirir onlarla da Yaysata gidip verir karşılığında ana britannica, meydan Larousse gibi ansiklopedileri alırdık cilt cilt. O zamanlar bilgiye erişim bizim gibi yetim çocukları için bununla sınırlıydı. Hatırladığım o zaman anam bizi kimin evine götürse mutlaka evde kitap varsa ya da ansiklopedi ,olduğu yeri tespit edip okurdum. Ne olduğu önemli değildi, içinde kaybolurdum bu da bana yeterdi .Bu kitabı Fatih Altaylının bir videosunda gördüm ve aldım. Öncelikle yıllar sonra o zamanlardaki tadı aldığımı söyleyebilirim.Mesleğim gereği bilime yatkın olmama rağmen sıkıldığım yerler oldu ama yazar öyle güzel yerlere bağlantılar yapmış ki asla kopmadım ve elimden de bırakamadım, şunu söylemeliyim kitap yazılı kısım olarak 375 sayfa kadar 60 sayfa kadar kitapta bahsi geçen kuşe kağıda basılı hayvan fotoğrafları ve 100 sayfa kadar da referans var ne de olsa bu bir bilim kitabı ve referans olmadan olmaz. Belgesel müptelası olmama rağmen bilmediğim çok fazla mükemmel hayvanla tanıştım.Bazen kitabı okumayı bırakıp YouTube da bu hayvanların anlatılan şeyleri nasıl yaptıklarını izledim ve doğanın tasarımına bir kez daha hayran oldum.Özellikle zümrüt eşekarısının hamamböceğini yürüyen bir zombiye çevirip tasmalı bir köpek gibi evine götürüp gelecekteki yavrusuna canlı yem olarak sunması ve kör olmasına rağmen yarasalardakine benzer bir sistemle(ekolokasyon) çevresini anlamlandıran insanların olduğunu öğrenmek muazzamdı. Dünyada bizim anlamlandırabildiğimiz ,hayvanlara ait olağanüstü sensör sistemleri var ve bunların literatüre geçmiş olan tümü bu kitapta var. Onlar bu sistemlerin bir kısmını yaşamları için geliştirip mükemmelleştirken bizim bunları gözlemleyebilmemiz güzel ama güzel olduğu kadar da düşündürücü. Bilime , doğaya ve kendimiz dışındaki
1000Kitap
Muazzam DünyaEd Yong · Domingo Yayınevi · 202557 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hayal kırıklığıydı.
4/10
·%63 (275/432 syf.)·
Kitapları yarım bırakmama gibi bir huyum olmasına ve 274 sayfasını okumuş olmama rağmen bu kitaba daha fazla dayanamadım. Kitabın ilk 100 sayfası iyiydi, kitap hakkında heyecanlandım güzel olacak gibi geldi, güzel alıntıları tespitleri de var ama sonrası da bir o kadar kötüydü. Anlamsız ve saçma hareketler, gerçekçi hissettirmeyen diyaloglar, o gereksiz uzatılmışlık... Bu kadar sayfa böyle bir şey okumaya gerek yok, bana göre anlamsız bir kitap. Ne çerezlik, ne eğlenceli, ne sürükleyici... Bir kitaptan ne bekliyorsanız hiçbirini karşılamayacak muhtemelen. Birkaç yaşama, insana ve kimliğine dair tespit ve alıntı için bu kadar okumaya gerek yok, ki zaten onlar da toplasan 3 sayfa etmez. Yazar eminim ki güzel bir şeyler anlatmaya yazmaya çalışmış ama olmamış. Kalan sayfaları da inceledim hiçbir şeyin değişeceği yok. Kitapla ilgili şaşırmamız gereken o bilgiyi de öğrenip sonunu okudum ve bıraktım. Göz gezdirerek bile katlanması zordu. Görüntüsüyle beni büyüleyip, başlangıcıyla iyi gidiyor sanki dedirtip sonrasında bu kadar bunaltmasına hâlâ inanamıyorum. 02:02 ve 03:03 kitaplarını da aşırı merak ediyordum ama artık yazardan bir daha okumayı düşünmüyorum. Daha önce saklambaç kitabını da yazım diline katlanamadığım için daha başlarındayken bırakmıştım, sanırım bu yazarla frekansımız tutmadı.
00:00 Biri Sizi DüşünüyorN. G. Kabal · Ephesus Yayınları · 20208,6bin okunma
10/10
·471 syf.··
2025 62. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2025 23:15
Aklınızı başınızdan alacak bir kitap okumak ister misiniz.. sevgili arkadaşlar #johnverdon #aklındanbirsayıtut adlı kitabı yorumlayacagimm.kitap polisiye ve sizi son sayfasına kadar merak uyandırıyor..Her sayfası yine olaylar sinsilesi...Ben bu yazarın üçüncü kitabını okuyorm...Böyle bir polisiye okumadinz bana kalırsa ..tabiki yine dedektifimiz iş başında ama bu sefer arkadaşının katilini bulmak için.. Dave gurney 47 yaşında yeni emekli olmuş NYPT cinayet dedektifidir emekli olduktan sonra eşi Madeline ile birlikte bir evde şehir dışında yaşamaktadır.Dave nin ilk eşinden biri oğlu vardır şimdiki eşinden olan oğlunu çocukken kaybetmiş ve bununla ilgili kendini suçlayan bir adamdır.. Dave 25 sene önce karşılaşmadığı sınıf arkadaşı Mark mellery kendisi ile görüşmek ister.Mark melleryin posta kutusuna bir imzasız mektup bırakılmıştır mektup kırmızı mürekkeple yazılmış 1 ile 100 arasında bir sayı tutması söylenmiş, Mark 658 sayısını tutmuştur..Mellery başından geçenleri anlatır.Daveden kendisine yardım etmesini ister fakat Dave polise gitmesini söyler ama polise başvurmaz aradan zaman geçer radyoda Mark melleryin ölüm haberini duyar... Bölge savcısı Daveden bu olayı araştırması için yardım ister.. Mark evinin önünde kırık bir viski şişesiyle boğazından defalarca kesilip öldürülmüştür.. Aradan zaman geçer.Albert rutten,Richard kartch,polis memuru Gary sissek önce silahla vurulup sonra boğazı kesilerek öldürülür bu öldürülen kişilerin tuttuğu sayı 658'dir katil 658 sayısını söyleyen kişileri liste yapmıştır fakat Gary sissek sadece polistir katilin polislere karşı da bir zaafı vardır.. katil Bir de bunlardan 289.87 dolar ister bunu da çek ve nakitle tahsil edilmesini ister. Ve bunları bir adrese yollattırırım adreslerini oradan tespit eder Ayrıca bir de ölülerin yanlarına
Aklından Bir Sayı TutJohn Verdon · Koridor Yayıncılık · 20231,694 okunma
90'LAR DEYİNCE AKLINA SADECE POP MÜZİK GELENLER İÇİN
10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2025 9. kitabı
SELİN TOZKOPARAN, “1990 BİR ŞEYLEŞME HİKAYESİ” KİTABI DEĞERLENDİRMESİ Çok kısa bir süre önce okuduğum ve bir de değerlendirme yazdığım üç kitaplık bir serinin ilk kitabı olan, “1980 Bir Öteki Hikayesi” kitabının hemen arkasından okudum serinin bu ikinci kitabını da. Zaten okumamak olmazdı zira o yılların şahidi olan birisi olarak mazide bir yakın tarih yolculuğuna çıkarıyordu beni de. Sayın yazar kendi ifadesine göre “80’lerde ülkenin durumunun teşhisini koymuş, 90’larda ise serumu takmıştı.” Her ne kadar 80’lerin hikayesi olsa da ilk kitap, aslında 90’ların ortasına kadar sarkmıştı hikaye. 1995 Yılında ODTÜ Kamu yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünden mezun olan sayın yazar, 90’ların ilk yarısındaki öğrencilik yıllarını da o kitaba katmış ve mezun olup İzmir’de süt ve süt ürünleri üreten büyük bir firmada iş başı yaptığı güne kadar getirmişti kitabı. Ve kaldığı yerden ikinci kitaba başladığını görüyoruz. Biyografisinde, bu işe başladığı ilk gün dünya devi bir Amerikan otomotiv şirketine iş başvurusu yaptığı yazıyordu. İşte kitapta, sayın yazarı buna iten sebepleri okuyoruz detaylıca. İşe başladığı ilk sabah tesisin önüne gelişini, genzini yakan ağır küspe kokusunu, hatta kıyafetini anlatıyor. Kafasındaki soru ise şu: “Ben buraya neden geldim?” Çalışacağı kata çıkıp ofisine girince biraz daha anlıyoruz neden daha ilk günden buradan gitmesi gerektiğine dair bir karar aldığını. “Mandıra kabilesi” diye nitelediği (S:70) şirketi ve çalışanlarını tahlil ediyor uzun uzun. En başta albay emeklisi o genel müdür! Zaten askerlere ve onların ritüellerine ayar olduğunu ilk kitabın değerlendirmesinde yazdığım sayın yazara bir de “haftanın ilk günleri bina önünde bayrak merasimi yapılıyor ve herkesin katılması zorunlu” demezler mi! Eyvah eyvah eyvah!!! Sonra o
1990Selin Tozkoparan · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20251 okunma
Kendi dilini yaratan roman faciası
4/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2025 09:15
Çerezlik bir dönem romanı. Biraz aşk, biraz ihanet üstüne dönemin siyasi olaylarından sos ile servis edilmiş. İşin garip tarafı arka kapağında “Bu romanı benzersiz kılan, kendi dilini yaratmış olması yanında yakın tarihimizin gölgede kalmış pek çok olayına ışık tutarken kurmacayı müthiş bir ustalıkla gerçeklerle yoğurmuş olması.” deniyor. Madem böyle iddialı ve döneme dair bir şey yazacaksınız illa birilerinden görüş almanız gerektiğini bir kere daha ortaya koyuyor bu kitap. Kitabın oluşturduğu yazım hataları ve kurgu hataları için Adam Sanat'a bakacak olursak; Romanın en önemli karakterlerinden, Haliç kıyısındaki bir Rufaî tekkesinin şeyhi olan Yusuf Efendi ve Rufaîlikle ilgili olarak anlatılanları ele almakla başlayalım. Tekkede ayin icra edilen mekânın adı bazen “divanhane” (s.12), bazen de “zikir salonu”dur (s.100). Gerçekte ikisi de değildir. Bütün esma tarikatlarında, yani temel ritüeli zikir, yani Allahın adının tekrarlanması olan tarikatlarda olduğu gibi tevhidhanedir. Divanhane terimi yalnızca yalı, konak gibi büyük konutların selâmlık bölümlerindeki misafirlerin kabul edildiği en büyük oda için kullanılır. “Zikir salonu” hakkında fazla söze gerek yok. Tarikatlar konusuna yabancı biri bile bu topraklardaki kökleri Selçuklu dönemine giden dinî bir kavramın salon gibi o devirde Türkçedeki geçmişi 50 yılı bulmayan Frenkçe bir kelimeyle anılamayacağını tahmin edebilir. Şeyhin “siyah bir külâhı” vardır (s.12). Bir Rufaî şeyhinin başlığı asla bir külâh olamaz. Bir Rufaî şeyhinin başında üst kısmı içi pamuk doldurularak takviye edilmiş bir takke (ki buna Rufaî tâcı denir) vardır. Bunun üzerine de siyah sarık (destar) sarılmıştır. Tarikat terminolojisinde başlığın tamamına da “tac” denir. İllâ başlığa günlük dilde bir karşılık bulunmak isteniyorsa sarık denmelidir;
Kılıç Yarası GibiAhmet Altan · Everest Yayınları · 20252,814 okunma