Semûd Örneği 91:11–15 “Semûd azgınlığı yüzünden yalanladı…” Açıklama: Toplumsal çürüme bireysel kirlenmeden başlar.
Bu kütüphanelerin önemi bizim klasik mirasımızın yoksulluğuna kanıttır. Elimizde kalan metinler Yunan-Roma Antikçağı'ndaki edebi faaliyeti açıklamaya yetmez. Herhangi bir Antikçağ yazarının yaşadığı dönemde yazılmış bir elyazması bize ulaşmış değildir. Metnin yazılma tarihiyle elde bulunan en eski kopya arasında yüzyıllar, kimi zaman bin yılı aşkın bir süre vardır, dolayısıyla Antik yazarları kopyaların kopyalarından bilmekteyiz. Elimizde bulunanlar, mevcudun ancak cılız bir miktarıdır: MS üçüncü yüzyılın İskenderiyeli yazarı Athenea'nın Sofistlerin Şöleni'nde 1500 kayıp eserden alıntı vardır. Beşinci yüzyıl Yunan derlemecisi Stobea Antoloji'sinde 1430 alıntı yapar; bunların 1115'i kayıp eserlerdendir. Aiskhylos'un 70 tragedya, Sophokles'in ise 123 tragedya yazdığını biliyoruz; ikisinden de yalnızca 7'şer tane kalmıştır. Keza, Euripides'in 92 tragedyasından 17 ve Aristophanes'in 40 komedyasından Il'i mevcuttur. Latin edebiyatında da aynı boşluk vardır. Tacitus'un ve Titus-Livus'un büyük eserlerinden birçok kitap eksiktir ve Sallustus'un en önemli tarihsel eseri kayıptır; döneminin en önemli bilginlerinden biri olarak bilinen Varron'un 74 eserinden pek azı günümüze kalmıştır. Son bir yüzyıldır girişilen arkeolojik araştırmalar yaklaşık 30 bin papirüsü ortaya çıkarmıştır, ama bunların büyük bölümü özel belgelerdir, yine de Yunan-Roma Mısır'ının gündelik yaşamını bilmek açısından değerlidirler. Dolayısıyla arkeolojik keşiflerin kayıp edebi eserlerin parçalarını bulmasını umabiliriz. İstisna metinler ise örneğin 1891'de bulunan Aristoteles'in Atina Anayasası ve 1947-1949 yıllarında bulunan Ölü Deniz Elyazmaları'dır.
Sayfa 23
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Akıl diyarında nice âlimler vardır! Bu akıl denizi ne kadar engindir! 1110. Bizim şu şeklimiz bu tatlı denizde su üzerinde kâseler gibi yüzer. İçi dolu olmadıkça kab, suyun yüzündedir. Dolunca denize batar. Akıl gizlidir, ortada bir âlem görünüp durur. Bizim şeklimiz; o denizin dalgasından, yahut ıslaklığından ibarettir. Sûret, o denize ulaşmak için neyi vesile ittihaz ederse etsin, deniz; sûreti, o vesile yüzünden daha uzağa atar. Gönül kendisine sır vereni; ok, kendisini uzağa atanı görmedikçe. 1115. Atımı kaybettim sanır, bindiği atı inat ve hırçınlıkla yolda hızlı hızlı koşturur! O yiğit, atını kaybolmuş sanır, bindiği atı inat ve hırçınlıkla koşturmuştur! O sersem bağırır, arar, tarar kapı kapı dolaşır, her tarafı arar, sorar: “Atımı çalan nerede, kimdir?” Efendi, şu uyluğunun altındaki mahlûk ne? Evet, bu attır; fakat bu at nerede? Ey at arayan yiğit binici, kendine gel! 1120. Can, apaçık olduğundan, pek yakın bulunduğundan görünmez. İnsan, içi su ile dolu, dışı kupkuru küp gibidir. Kırmızı, yeşil ve sarı… bu üç renkten önce ziyayıgörmezsen bunları nasıl görürsün? Fakat senin akılın renkler içinde kaybolduğundan dolayı o renkler senin nurunu görmene engel oldu. Gece olunca o renkler örtüldü, o vakit rengi görmenin nurdan olduğunu görüp anladın. Haricî nur olmadıkça rengin görünmesi mümkün değildir. İçteki hayal rengi de böyledir.”
Sultanın güçlü ordusu 1115 ilkbaharında Orta Surive'ye vardığında, onu büvük bir sürpriz beklemektedir. Kudüslü Baudouin ve Samlı Tuğtekin yan yana onu karşılarlar; Antakya, Halep ve Trablussam orduları da onların etrafindadr. Selçuklu sultanını bir tehdit olarak algılayan Suriye emirleri ve prensleri, Müslümanıyla Frengiyle birlesmeye karar vermislerdir ve birkac ay sonunda Selcuklu ordusu utanc verici bir bicimde geri cekilmek zorunda kalır.
Sayfa 91·Kitabı okudu
Halep prensi İbnü’l-Esir’e göre, bu olay karşısında Sultan, Kudüs kralı Baudouin, Tuğtekin’e çok alışılmadık bir mesaj göndermişti: “Komutanını Tanrı’sının evinde öldüren bir millet, yok edilmeyi hak eder!” ... Tüm Müslüman emirlere de Frenklere karşı ulusal cihat görevini yerine getirmek üzere gelip bu orduya katılmalarını ısrarla buyurdu ve birliğini oluşturdu. Sultanın güçlü ordusu 1115 ilkbaharında Orta Suriye’ye vardığında, onu büyük bir sürpriz beklemekteydi. Kudüslü Baudouin ve Şamlı Tuğtekin yan yana onun karşısındaydılar.
Tarih
Oraya giden her yol sonunda doğru yoldur
Sen dilekler yolundan yürüdün, bu da asla düz değildir. Çok sapa bir yoldan gittin ama bu senin kendi yolundu. Hem neden biliyor musun? Sen de ancak Hayat Suyu'nun çağladığı kay­nağı bulunca geri dönebilecek olanlar­ dansın da ondan. Orasıysa Fantazya'nın en gizli yeridir. Düz yolu yoktur oranın. ' Kısa bir sessizlikten sonra da ekler: 'Oraya giden her yol, sonunda doğru yoldur.1115