Sarpa Yokuş
90:11–16
“O sarp yokuşu aşamadı…
Bir boynu çözmek (köle azat etmek),
açlık gününde doyurmak…”
Açıklama:
Zor yol = fedakârlık yolu.
Gerçek iyilik konforlu değildir.
) Kur’an’ın değeri
Abese 11–16
“Hayır! Bu bir öğüttür…
Değerli sahifelerde yazılıdır.”
Açıklama:
Kur’an sıradan söz değil.
Mesajın kaynağı temiz;
onu isteyen de temiz olmalı.
Naimâ Mustafa Efendi Haleblidir. Saray baltacılarından olup Kalaylı Ahmed Paşa'ya divan kâtibi oldu. Cemaziyelevvel 1116'da (Eylül 1704) hācegânlıkla Anadolu muhasebecisi olup 1121'de (1709) teşrifatçı ve ilk vak'anüvis oldu. 1125'de (1713) defter emini, 1126'da (1714) başmuhasebeci ve Safer 1127'de (Şubat 1715) silahdar katibi oldu. Mora harbinde iken Balyabadra kalesinde 1128'de (1716) vefat etti. Şairdir. Şarihü'l-Menärzâde'nin Tarih'ini genişleterek bir tarih yazdı ki, halen meşhurdur. Hak sözlü ve kâtipdi. (IV. 575/76)
Medreselerde okutulan ilimlerin genel olarak, İslam ortaçağının geleneksel tasnifine uyarak akli (müspet) ve nakli (dini) ilimler şeklinde iki ana kategoride mütalaa edildiğini biliyoruz. Akli bilimlerin hendese (geo metri), hesap (aritmetik), ilm el-nücılm (astronomi), mantık, felsefe, tıp vb bilimler, nakli ilimlerin ise tefsir, hadis, kelam, fıkıh ve tasavvuf gibi dini ilimler olduğu açıktır. Anadolu Selçukları ve beylikler Hanefi meshebine mensup oldukları için, medreselerde özellikle dini ilimlerde okunan kitapların ve bunları okutacak müderrislerin münhasıran bu mezhebe mensup olması tercih edilmekle beraber bu çok da zorunlu değildi. Resmi eğitim ve öğretim politikası ve hukuk buna göre işlemekteydi. Bu, Türkler'in Orta Asya'da İslam'ı kabullerinin tarihsel şartlarıyla bağlantılı olarak başlayan ve gelişen süreçten kaynaklanan bir tarihsel tercih olup, dönemin Türkiyesi'nde yalnız siyasal tarihi açısından değil, sosyal ve kültürel tarihi açısından da çok önemli bir konudur. Zira özelde İslami dönem Türk tarihinin akış istikameti bakımından, genelde ise Hanefi mezhebinin kendi iç tarihi açısından önemli sonuçlar yaratmıştır.
Devletin resmen Hanefi olması, Anadolu' da diğer Sünni mezheplere mensup ulemanın gerek bürokraside, gerekse medreselerde istihdam edilmesine bir engel teşkil etmemiştir. Bunun pek çok örneğini biliyoruz. İşte, dışarıdan gelen değişik ülke ve ilim dallarına mensup bu ulema sebebiyle, dönemin bilhassa başkent konumundaki önemli Anadolu şehirlerinde oldukça kozmopolit ve uluslararası bir ilim ve düşünce ortamı bulunduğunu görmek hiç de zor değildir. Kaynaklar, bu dönemde Anadolu'ya gelen ve gerek medreselerde ders veren, gerekse çeşitli alanlarda eser kaleme alan alimler hakkında önemli bilgiler veriyorlar. Mesela Tokat-Niksar'da kadılık
Epeyce sancılı bir kuruluş süreci yaşamış bulunan Anadolu Selçuklu devleti bir taraftan Bizans'la uğraşırken, diğer yandan da Orta ve Doğu Anadolu'nun bir kısmında hüküm süren bir başka Türk devleti Danişmedliler'le mücadeleye girmişti. Süleyman'ın oğlu I. Kılıç Arslan'ın zamanı (1092-1107), Bizans, Danişmedliler ve Haçlılar'la uğraşmakla geçti. Bu gözü pek Selçuklu sultanı 1096'da İznik'i kuşatan Haçlılar'a boyun eğerek doğuya çekildi. 1106'da Danişmedliler'den Malatya'yı, 1107'de Musul'u aldı ise de, sonunda Emir Çavul tarafından yenilgiye uğratıldı ve Habur çayında boğularak öldü. Oğlu I. Mesud (1116-1156) Haçlılar'dan Konya'yı alarak devletin merkezi yaptı. Ondan Sonra II. Kılıç Arslan (1156-1192) Haçlılar'la mücadeleyi sürdürürken bir yandan da 1176'da Myriokefalon (Karamıkbeli) savaşında Bizans'ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaşla artık Türkler'in Anadolu'da kalıcı olarak yerleşmeleri sağlanmış, Anadolu Selçukluları'nın yeniden İran'a dönüp iktidarı ele geçirme hayalleri de sona ermiş oluyordu. Bir başka önemli gelişme ise bu sultanın 1178'de Danişmedli devletini ortadan kaldırarak Anadolu'nun üçte ikiden fazlasını Selçuklular'ın hakimiyetine sokması oldu.