Hiç düşündünüz mü: Bir kadın bedenini sattığında suçlu oluyorsa, onu buna mecbur bırakanlar neden masum sayılıyor? Ve bedenini satın alanlar neden yargılanmıyor?
Herkese selamlar sevgili kitap
"Biz" demenin zorunlu,
"Ben" demenin suç olduğu bir dünya...
Uzun zamandır listemde olan EGO, hem yazarla ilk tanışma kitabım oldu hem de diğer kitaplarını hemen listemin üst sıralarına taşımamı sağladı.
Distopik eserleri çok severim ama Ego’nun bendeki yeri bir başka oldu. Kitap 1937 yılında yazılmış. Şöyle bir durup düşününce; türün en popüler, en bilinen örneklerinin birçoğundan önce kaleme alınmış. Tarzının öncülerinden biri olduğunu bilmek, okurken aldığım keyfi ve kitaba olan saygımı fazlasıyla artırdı
Konusu o kadar vurucu ki... Tamamen kontrol altında, neredeyse nefes almanın bile kurallara bağlandığı, her şeyin yasak olduğu bir gelecek düşünün. Ama en korkuncu: "Ben" kavramı tamamen yok edilmiş. İnsanlar kendilerinden bahsederken bile sadece kolektif bir "Biz" diyebiliyor. İşte böyle bir toplumun içinde, sadece içinden de olsa soru sormaya, sorgulamaya cesaret edebilen tek bir kişinin hikayesini okuyoruz.
Yazarın o kadar akıcı ve sürükleyici bir dili var ki, elimden bırakamadım ve bir günde su gibi akıp gitti. Eğer benim gibi distopya türünü seviyorsanız ve bu zamana kadar gözünüzden kaçtıysa, "Ben bunu nasıl atlamışım!" diyeceğinize eminim
EGO
Ayn Rand
Pegasus Yayınları
1. Baskı, Kasım 2021
114 syf.
️29.05.2026 - 29.05.2026
Mersin
2026/25
#ego
#anthem #aynrand #pegasusyayınları #distopia Pegasus Yayınları @aynrandorg
Ahmet Ümit’in okuduğum, daha doğrusu bitirebildiğim tek kitabı bu oldu. Bu sefer beni yakalamayı ve bana hitap etmeyi başardı. İlk andan itibaren dikkatimi çekti ve bitirmem için beni adeta teşvik etti.
Gelelim kitabın içeriğine... Başkomiser Nevzat’ın geçmişiyle yüzleşmesi, eşi ve kızının katilleriyle aynı meslekte olmanın getirdiği o kaçınılmaz şüphe ve dikkatlilikle katillerin peşine düşmesi konuyu çok güzel derinleştirmiş. Olayın geçtiği yer aslında büyüdüğüm, aşina olduğum yer olunca beni daha da çok çekti ve "Konu buraya nasıl bağlanacak?" diye büyük bir merakla okudum.
Hikaye boyunca akıllarda hep aynı sorular dönüyor: Başkomiser Nevzat, eşi ve kızının katillerini nihayet bulabilecek miydi? En önemlisi de Ağva’da bulunan o kafatasındaki kurşun, acaba eski bir hesabı mı ateşlemişti?
Çok fazla polisiye okumuş biri olarak söylemeliyim ki idare eder bir kitaptı. Ana karakterin kendi içinde çok fazla içsel hesaplaşması vardı; haliyle bu durum biz okuyucuları yer yer biraz sıkabiliyor. Yine de genel anlamda keyifle okudum. Sadece sonunun biraz daha uzatılabileceğini düşünüyorum.
Açıkçası bazı boşlukların finalle birlikte tam anlamıyla dolmasını bekledim ama tam olarak tatmin ettiğini söyleyemem.
Ahmet ÜmitYırtıcı Kuşlar Zamanı
Hannah Arendt “Kötülüğün Sıradanlığı”
1963’te yayımlanan Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil (Türkçede genellikle Kötülüğün Sıradanlığı alt başlığıyla biliniyor), Hannah
Ahmet Ümit’in ilk okuduğum kitabıdır, “İstanbul Hatırası”. Polisiye ve tarihin birleşimi…. Kitabın en sevdiğim yanı, cinayet hikâyesinin heyecanını tarihi bilgilerle çok doğal bir şekilde birleştirmesi. Her bölümde İstanbul’un başka bir yüzünü görmek mümkün. Özellikle tarihi mekânların anlatımı, İstanbul’a karşı ayrı bir merak uyandırıyor.
Romanın temposu zaten hiç düşmüyor; bir yandan katilin kim olduğunu çözmeye çalışırken diğer yandan İstanbul’un geçmişine dair ilginç detaylar öğreniyorsunuz. Polisiye sevenler için sürükleyici, İstanbul’u sevenler için ise oldukça keyifli bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Not: Nejat İşler’in komiser Nevzat’ı canlandıracağı “İstanbul Hatırası” dizisi geliyormuş heyecanla bekliyorum Ahmet Ümitİstanbul Hatırası
İnsan istiyor ki Sultanı Öldürmek kitabında İstanbul'un fethini sayfalarca nasıl anlatmışsa (ki kitabın o kısmında fenalıklar gelmişti )ve kitap resmen bir tarih kitabı kadar detay barındırıyorsa Süryanilerle ve Hristiyanlıkla ilgili de o denli detaylı bir araştırma yapılsın; kitap aynı zamanda biraz daha tarihsel gerçeklerle ve Hristiyanlığa dair detaylarla süslensin.
Hristiyanlık, eğer şifreli mifreli bir cinayet romanı yazacaksanız şahane bir din.İlk cinayet sahnesindeki detayları okuyunca "Oooo, şahane bir kitap olacak bu valla." dedim ama sonradan konu çok farklı yerlere gidiyor.
Yine de sonuna kadar insan bayağı heyecanla okuyor.
Ahmet Ümit