Bu eser, MS 1000 ile 1200 yılları (ortaçağ / islam dönemi) dönemine tarihlenen Mısır örgüsü bir çoraptır. "Gerçek örgü" tekniği (yani iki veya daha fazla iğne ile) kullanılarak yapılan örgü dünyasında hayatta kalan en eski örneklerden biridir. Mısır'da keşfedilmiştir (benzer birçok parça, günümüzde Kahire olarak bilinen Fustat antik kentindeki kazılardan çıkarılmıştır). Tamamen, dönemin Mısır ve İslam tekstil üretimine özgü bir bitki lifi olan pamuktan üretilmiştir. Beyaz ve mavi renklerde soyut geometrik desenler ve dekoratif bantlar içerir. Pamuk ipliğinde farklı mavi tonları elde etmek için indigodan elde edilen doğal bir pigment kullanılmıştır. Çorap, zamanın ustalarının zarif işçiliğini gösteren, çok yüksek bir dikiş yoğunluğuna sahip turda (muhtemelen ayak parmağından yukarıya doğru başlayarak) işlendi. Topuk kısmı genellikle ayrı olarak takılırdı, böylece sandaletlerle temas sonucu aşındığında kolayca onarılabilir veya değiştirilebilirdi.
Destanların ortaya çıktığı dönemde (MÖ 1200 - MÖ 800 arası), antik Yunan dünyasında bugünkü anlamda bir yazı kültürü yoktu. İlyada ve Odysseia, kağıda kalemle yazılan kitaplar değildi. Bu eserler aslında melodik şiirlerdi (şarkılardı).Ozanlar, kralların saraylarında ya da köy meydanlarında lavtaya benzeyen bir çalgı çalarak bu binlerce satırlık hikayeleri ezbere okurlardı. İlyada Odysseia
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ölüm olmasaydı ben ilk ilişkime 1000 yaşında cesaret edebilirdim. Hatta 1200'e kadar bekleyip biraz daha olgunlaşmayı düşünebilirdim..
Konumuz Genç Yazarlar Bölüm 2
Bugünün konusu Türkiye'de yayıncılık sektörü. Türkiye'deki yayıncılık sektörü ne kadar gelişse de hâlâ birçok eksiği var. Bunları madde madde özetlemeye çalışacağım. 1) Kitabın tanıtımının az yapılması veya yapılmaması Bu konudan şikayetçi olan yazarları gördüm. Bunlardan biri de Işıl Limae Kitapların basılıp, sonrasında hiçbir destek görmemesi yayınevlerinin yaptığı bir hata. Yazar ne kadar kitabı tanıtmaya çalışsa da bunun için belli bir bütçe lazım. Bu bütçeyi de yayınevinin sağlaması gerekiyor ama bazı yayınevleri kitabı basıp kitaptan alacağı parayı aldıktan sonra bir anda ortadan yok oluyor. Bu yüzden kitabın tanıtımını sadece yazar üstlenmek zorunda kalıyor. 2) Kitapların baskı kalitesi Şu an Türkiye'deki kitapların baskısı yurtdışında olanlardan çok daha farklı. Bunun sebebi kitapların baskısı iyileştikçe kitabın satış fiyatı artması olsa da bazı kitapların sayfaları çevirdiğin an yırtılacak gibi. En azından baskı kalitesini biraz daha iyi yapsalarda kitaba bir şey olacak diye bir korkuya düşmesek. 3) Popüler olmayan yazarların geri plana atılması Popüler olmayan kaliteli bir eserin yayınevinde geri plana atılıp, popüler olan bir yazarın kitabını bastırıp parasını almak yeni yazarların önünü tıkıyor. Örneğin bazı yayınevlerinde popüler olan bir yazarın yeni bir kitabı hemen basılırken çevirisi yapılacak bir kitabın hep geri plana atılması biz okurlara da saygısızlık. Tamam o kitap popüler olduğu için parasını düşünüyor olabilirsiniz ama en azından çevirisi yapılacak kitabı duyurduğunuz zamana yetiştirmeye çalışın. Sadece popüler olana pr yapıp diğerlerini geri plana atmayın. 4) Kitap fiyatları Tamam kağıdın fiyatı artmış olabilir ama bazı yayınevleri bir kitabı 400 bandında satarken bazı yayınevlerinin 700 bandında satması garip duruyor. Bu baskı farklılığı
İzole edilmiş Nuku Hiva adasında, Avrupalıların gelişinden yüzyıllar önce oyulmuş, yoğun vadilerin ve antik tören alanlarının kalbinde antik taş heykeller gizleniyor. Bunların çoğu, orantısız kafaları, geniş sabit gözleri ve alışılmadık insan orantılarıyla Poster Polinezya sanatından ayırt edilmektedir ve on yıllardır tartışmaları körüklüyor. Karakalem yatakları, taş aletler ve antik konutların izleri de dahil olmak üzere birçok heykel alanı yakınlarında ortaya çıkan arkeolojik kalıntılar, bu figürlerin çoğunun yaklaşık 1000 yıl önce ada yerleşiminin ilk safhasında yaratıldığını gösteriyor. Markizler 900 ile 1200 arası J. - C. Bu heykeller adanın bilinen en eski topluluklarından bazılarına bağlı, ancak tam işlevleri bir gizem olarak kalıyor. Marquis sözlü gelenekler, daha sonraki kabile hatlarının ortaya çıkmasından çok önce adada yaşayan antik atalar gruplarını çağrıştırıyor. Bu anlatımlar, toprağa bağlı güçlü varlıkları ve adada dağılmış kutsal yerlere bağlı olarak tasvir ediyor. Nesillerdir süren gelenekler ve modern arkeolojik çalışmalara rağmen, heykeltıraşların kimliği ya da orijinal sembolizmleri hakkında kesin bir açıklama bulunmamaktadır.
6 ANA BİDAT FIRKASI KISACA LİNK; justpaste.it/7yhzy jpst.it/3b2sJ BİLGİ: (Fırka ayrımı yapan alimlerden bazı örnekler:) Berbehârî (329/941), Âcurrî (360/970), İbn Batta(387/997) ve Seksekî (683/1284) gibi müellifler, fırka-i nâciyenindışındaki ana fırkaların 4’e, onların da kendi içinde 18 kola ayrıldığını söyleyerek, 4x18 formülüyle 72 sayısına ulaşmışlardır.(Cabiri) Bunun dışında, Ebu Mutî‘ en-Nesefî (318/930) ve İbnü’l-Cevzî(597/1200) gibi müellifler ile daha ziyade Hanefî kimliği ile ön planaçıkmış Keşşî (V/XI. yy), Irakî (VI/XII. yy), İbn Kemâl Paşazâde(940/1534), Birgivî (981/1573) gibi bazı yazarlar da fırka-i nâciye dışındaki ana fırkaları altıya, onları da kendi içinde 12’ye ayırarak 72 sayısına 6x12 formülüyle ulaşmışlardır.