Yaşlanmaya hiç niyetim yok. Ruh yaşlı doğar ama giderek gençleşir. Bu hayatın komedisidir.
Beden ise genç doğar ama giderek yaşlanır. Bu hayatın trajedisidir.
Bugünlerde insanların çirkin bir alışkanlığı da bu, biri fikrini söyledikten sonra ciddi olup olmadığını sormak. Tutku haricinde hiçbir şey ciddi değildir, hiçbir zaman da olmamıştır. Zekâ, kişinin çaldığı bir enstrümandır, o kadar.
Kaldı ki sürekli görkem ya da kusursuzluk bir ütopyadır. Kusursuzluğun tanımı yapılabilmiş olsaydı, bu tanımdaki ölçütlere uyabilen bir kişi herhalde çok sıkıcı olurdu. Kusursuz olmaya çalışanlar bile öyle olduktan sonra...
On yıldan uzun bir süre önce, annemin benimle vakit geçirme yollarından birisi beni zamanın kitap kafelerine götürmekti. Babamla da otobüsün en arkasında kitap okuyarak oturduğumuz yolculuklar yapardık ben küçükken. Şimdi okuma zevkimin ikisinden de farklı olması, onları bana alışkanlık kazandırma süreçlerinde başarısız kılar mı? Bence hayır. Annem kitap okuma alışkanlığımı sıklıkla takdir ederek, babam da kendi tarzı olmadığı hâlde benim sevdiğim kitapları okuyarak yönetiyor bu süreci.