Sararmış bir fotoğrafa bakarken sadece anılar mı canlanır gözümüzde, yoksa köklerimizi mi buluruz geçmişe yaptığımız yolculukta... Peki ya sürgünlüğü yaşarken, bir elma ağacı kadar yakın mıdır hasretlik... Eyyy Brani Tawo... Yetim annenin sürgün oğlu... Kader midir, yazgı mıdır tüm bu yaşananlar... Kewé'nin türküsünü kırmızı esen rüzgârla alıp yaban ellerde sevdiğine fısıldamak mıdır hayata tutunmak...
Haymana Ovası'nın çorak topraklarından İngiltere'ye uzanan politik bir yaşamöyküsünü anlatıyor Masumlar. Kahramanımız Brani Tawo, siyasi sürgündür. Köylerine gelen Tatar bir fotoğrafçının Haymana'da çektiği fotoğrafın izini sürerken, kendi gibi sürgün İranlı Feruzeh'le yolları kesişir. Yaraları, acıları, hasretlikleri aşkın büyülü dokunuşlarıyla iyileştirirken, geçmişin izlerini de birlikte sürerler.
Çocukken, yetim annesinin dayısına söylediği Ferman'ın türkülerinden öğrenir aşkın acısını... Pençeyüzlü kadının ikiz kızlarını ararken bir anda Haymana'nın dağında tepesinde bulur kendini... Ölümün çepeçevre sardığı Kewé'nin, sabah akşam kuşlarla konuşurken sırtını dayadığı elma ağacının sırrına erer gurbet ellerde.. Ahhhh, çocukluğu gelir aklına kilometrelerce uzaktan... Bir günlüğüne Deniz❤ olabilme hayali... Denizci sandıkları, derede en hızlı yüzen kişiye Deniz adını verdikleri günlerde, çocukluk çağında yani, Deniz'lerin idamıyla öğrenir devlet dersinde sınıfta kaldığını... "Deniz'i bir ömür boyu kimsenin bilmediği aynalar içinde" saklaması gerektiğini...
Tatar fotoğrafçıdan Pençeyüzlü kadına, gül desenli aynadan Ferman'ın Asya'ya olan aşkına, dilsizliğe, köksüzlüğe kadar o kadar derin bir kitap yazmış ki Burhan Sönmez, inci kıymetinde... Geçmişle bugüne kurduğu bağla Haymana'da köklerinize dönerken, Cambridge'de sürgünlüğü yaşıyorsunuz... Ve tüm bunları akıcı,