Kapkarakış!
Kar Şimdilik bilinen ömrümüzün en zorlu zamanı gibi, 2026 karakışında başlayıp yaz başında bitirme fırsatı bulduğum bir burukluk oldu bu kitap.. öyle de kalacak sanırım. Teşekkürler Ka! Ve kalan : “-Mutluluk nedir? -Bütün bu yokluğu ezikliği unutabileceğin bir dünya bulmak. Birisini bütün bir dünya gibi tutabilmek…” Teşekkurler Orhan Pamuk..
Alıntı
S:129
Çocuklar... Benzi sarı, boynu bükük, saçları kırpılmış çocuklar... İkinci Dünya Savaşı yıllarında karneyle alınan çeyrek ekmekle (iki dilim kadar) yirmi dört saat idare etmek için yarı aç, yarı tok büyüme uğraşı veren çocuklar... Devamlı azarlanan, kafası hurafe bilgilerle doldurulan, yanlışında yönlendirilmeyen, doğru yaptığında cesaret-lendirilmeyen, sevgiden, şefkatten yoksun çocuklar... Aile bütçesine on beş yirmi kuruş katkıda bulunmak için yemenici, kunduracı, kalaycı, berber, terzi, bıçakçı dükkânlarına çırak verilen, biraz güçlü olanlarına amelelik yaptırılan çocuklar... Çaputtan bebesi, "kavluk"tan (keçi ve koyunların idrar torbası) topu, bilye alamadıkları için "kıstirik"le (çocukların kendilerinin çamurdan yaptıkları bilye) mil oynayan çocuklar... Ki onlar, günümüzün son kuşağı yaşlı insanlar... Benim de mensubu bulunduğum, çocukluğu 1930'lu, 1940'lı yıllarda geçen bu kuşak, yokluk ve sıkıntı yıllarında gösterdikleri tahammül ve uyguladıkları tasarrufla bugünkü nisbî refahın temelini atmıştır. Bir Şehrin Beş Hali Kadir Üredi
Reklam
129 No.lu Apartman
Bulutlar kara kanatlarını açmıştı yeryüzünün üzerine. Çok geçmeden yağmurlarını yağdırmaya başlamıştı. Teninde hissettiği soğuklukla Dilara pencereye doğru yöneldi. “Bu kadar havalandığı yeter,” diye söylenerek pencereyi kapattı. Mutfak dolaplarını silmeye devam etti. Ne zamandır temizlik yüzü görmeyen bu eve yeni taşınmıştı. Daha doğrusu arkadaşıyla yeni kiralamıştı bu evi. Dilara, Canan ile üniversite açıldığında yurtta tanışmışlardı. Öyle böyle bir yılı devirip geriye kalan eğitim hayatlarını yurtta geçiremeyeceklerine karar vermişlerdi. Ve bir gün dolanırlarken Ankara sokaklarında, 129 nolu apartmanda kendileri için bir daire bulmuşlardı. Tabi komşular, kendilerine deli gözüyle bakıyordu orası ayrı konu. Söylenene göre bundan iki yıl önce yani 2007 yılında yaşlı bir kadın tutmuş bu daireyi. Kadın oldukça tuhaf bir tipmiş. İnsanlarla iletişim kurmazmış. Sokakta gördüğü genç kızlara uzun uzun bakarmış. Öyle bir bakarmış ki torunu yaşındaki kızları kıskandığını düşünürmüş mahalleli. Onların güzelliğini, yaşam enerjisini kıskanırmış sanki. Zaten kadının evdeki misafirliği de uzun sürmemiş. Yaşlı kadın eve taşındıktan 3 ay sonra daireden kötü bir koku yayılmaya başlamış. Komşular, kadının kapısını çalmış fakat açan olmamış. Durumdan işkillenen komşular polisi aramış. Polisler eve geldiğinde kadının yerde yatan cesedini bulmuşlar. Yaşlı bir kadının ani ölümü kimseyi şüpheye düşürmese bile daha ilginç bir şeyle karşılaşmışlar evde. Her yerde normal sayılamayacak sayıda erimiş mumlar ve yanmış tütsüler bulunuyormuş. Polisler başka bir yerden de koku gelmesi üzerine diğer odalara da bakınmışlar. Mutfağa vardıklarında çöp kutusunun yanında birkaç damla kan görmüşler. Çöp kutusunun içine baktıklarındaysa kan lekeleri barındıran enjektörlerle karşılamışlar. Mutfaktan yayınlan
Onlar Amerikancı İslâm’ı istiyorlar. Onlar abdesti bozan şeyleri fetva veren,ama Müslümanların siyasi, iktisadi ve ictimai durumlarada fetva vermeyen İslâm’ı istiyorlar Şehit Seyyid Kutub
1000Kitap
dava adamları serisi
kim için öldüyseniz,ödülünüzü ondan bekleyin. Seyyid Kutub
Alıntı
İNSANLAR YÖNETİCİLERİNİN DİNİ ÜZEREDİR
“İnsanlar yöneticilerinin dini üzere olur.” (Acluni, Keşful Hafa, 2/311) Toplumlar; liderlerin yaşam tarzını, koyduğu kuralları ve benimsediği inanç (değerleri) meşru ve normal kabul etme eğilimindedir. Dolayısıyla başlarındaki idareci Hak ve Adalet üzere olursa halkın da o yönde iyiye gideceği; idareci şirk ve zulüm üzere olursa toplumun da o yönde bozulacağı vurgulanır. “Devleti dinsiz olan bir millet müslüman kalamaz.” 🌷 Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (liderlerine itaati) emrederiz de onlar (isyan ederek) orada kötülük (masiyet) işlerler. Böylece o memleket hakkında (hak ettikleri) hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz. (İbn Abbas - İsra 16. Ayet) 🌷 Bir kavim (şükrü terk etmekle) kendini bozmadıkça Allah onları bozmaz. / Davranışları (İşledikleri günahlar) sebebiyle zalimlerin bir kısmını (müşrikleri) diğer kısmına yönetici yaparız. (İbn Abbas - Rad 11. Ayet / Enam 129. Ayet) 🌷 İnsanlardan iki sınıf var ki, onlar salâha ererse insanlar da salâha erer; onlar fesada girerse insanlar da fesada girer: alimler ve amirler. / İnsanlar yöneticilerinin dini üzere olur. / Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olurlar. / Allah'a isyan olan şeyde kula itaat edilmez. İtaat ancak maruftadır. (Kenzul ummal, 10/191 / Acluni, Keşful Hafa, 2/311 / Acluni, Keşful Hafa, I (146); II (127) / Ahmed bin Hanbel Müsned 1/129, No: 1065, Hakim el-Müstedrek 123/3; Buhari 9/4036) “Hala akıllanmayacak mısınız?” (Enam 32. Ayet) Hz. Peygamber (sav), hangi amelin daha faziletli olduğu sorulduğunda, "İman ve Allah yolunda (harp) cihattır." (Tecridi Sarih Tercümesi, VII, 445) buyurarak cihadın imandan hemen sonra geldiğine, imanın cihatla varlığını sürdüreceğine işaret etmişlerdir.
Edebiyat
Reklam
Reklam