Nurullah Genç ~ Omuzlarımda Dünya
Omuzlarımda Dünya, Nurullah Genç’in hayatından izler taşıyan otobiyografik bir eserdir. Kitap, yoksul ve imkânları kısıtlı bir dağ köyünde yaşayan Seyfullah’ın
Primo Türk Çocuğu yazarın 1911-1914 yılları arasındaki öykülerinden oluşuyor. Kimileri Aşk temasıyla ilgili iken kimileri yazarın otobiyografik özelliklerini taşıyor. Son kalan dört öykü ise bol bol Türkçülük akımının bulunduğu milliyetçi öyküler.
Özellikle bomba öyküsünü çok beğendiğimi söylemek istiyorum. Gerçekten o çok etkileyici bir öyküydü. Primo Türk çocuğu ise buram buram Türkçülüğün hissedildiği bir öyküydü. Selanik'te mühendis Kenan'ın İtalyan bir kadınla evlenmesinden sonra bir çocukları oluyor. Savaşın patlak vermesi ile Kenan karısından soğuyor ve Türk olmasını istiyor. Karısı bunu reddediyor, ayrılıyorlar. Oğulları ise hiç Türkçe bilmemesine rağmen Türk'ün kanını taşıyor. Ve annesini reddedip babasıyla kalmak istiyor. Türklüğünden gurur duyuyor. Bu öyküde dönemin subaylarına, devlet adamlarına bol bol eleştiriler mevcuttu. Yazar biraz da böyle bir öykü yazmak için zorlamış kalemini sanki..
Yazarın Bahar ve kelebekler kitabına nazaran bu kitabını daha çok sevdim. Diğer kitap ilk öyküleri olduğu için o acemiliği hissettirdi. Bu ise gayet güzeldi. Öneriyorum keyifli okumalar.
Edebiyatımızın önemli kalemlerinden biri olan, hem subay hem öğretmen geçmişi bulunan
Ömer Seyfettin, hikâyeleri ile ünlü bir yazar. Küçükten büyüğe herkesin hayatında Bir kere de olsa tanıştığı bir kalem.
Bahar ve Kelebekler yazarın 1902-1911 yılları arasında kaleme aldığı hikâyelerinden oluşuyor. Bazıları uzunken bazıları birkaç sayfalık. Bazılarını çok severken bazılarında aşırı sıkıldım. Buse-i Mader, Yaşasın Dolap, Aşk ve Ayak Parmakları en sevdiğim öykülerden oldu. Özelikle Buse-i Mader (Anne öpücüğü) bir bebeğin anne öpücüğü ile şifa bulacağı ümidinin anlatıldığı çok tatlı bir hikâye idi.
Bu kitabı kesinlikle okumalısınız diyemesem de bahsettiğim hikâyeleri okumanızı isterim. Yer yer sıkılsam da yine de Türk edebiyatı iyi ki var. Romanların o yoğun temposunun yanında bu hikâyelerde soluklanmak iyi hissettirdi.. Keyifli okumalar..
İnsan en çok çaresiz kaldığında değil, dua etmediğinde yalnızdır.
Duayı Yeniden Keşfetmek; Mecit Ömür Öztürk kaleminden, Hayy Kitaptan basımı yapılan, 141 sayfadan ibaret eser.
Dua teslimiyettir,
Hannah Arendt “Kötülüğün Sıradanlığı”
1963’te yayımlanan Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil (Türkçede genellikle Kötülüğün Sıradanlığı alt başlığıyla biliniyor), Hannah
Ömer Seyfettin hikayelerinin sınıflara ayırılıp ilkokuldan başlayarak ortaokul ve liselerde ders kitaplarında olması gerektiğini düşünüyorum. Gerçekten tüm hikayeler sıkılmadan okunuyor ve her hikayeden ayrı bir ders alınıyor. Bu kitapta ise orijinal yazıma dikkat edilmiş ve sayfa altlarında bazı kelimelerin açıklamalarına yer verilmiş.