Puan vermedi·142 syf.··
2026 83. kitabı
"Buna bir din savaşı dense değildi. Bir uluslar çatışması dense değildi. Neden para, petrol, falan filan hiç değildi. Bilinen tarihte bu kadar devletin bir araya gelerek böyle bir caniliği yaptığı bir olay daha yoktu. Her dinden her soydan her coğrafyadan gelen insanların, silahların tek bir amacı vardı. Bir milleti belli bir coğrafyada yaşıyor olmaları nedeniyle geçmişteki ilkelerini bütün düşmanlara karşı korumaları nedeniyle ve belki de en önemlisi son yirmi yılda dünyadaki konumunu kendisine verilen rolü kabul etmemesi, bağımsız hareket edebilme kabiliyetini kazanmış olmasından dolayıydı. Onları millet yapmış olan ne varsa hepsi ile birlikte ortadan kaldırmak." Düzen: devletin bekası için ortaya çıkan özel yetenekli, ailesinde de geçmişte önemli görevlerde bulunmuş insanların çocuklarının küçük yaşlarda alınıp özel koşullarda eğitilip devletin ihtiyaç duyduğunda destek almasını sağlayan sistemin ismi. Sistemin işlenişini yazar hiçbir açık kalmayacak şekilde kurgulamış ki insan vay be böyle olsaydı gerçekte ne olurdu kim bilir diyor. Bu sistemin birebir kopyasını yapan başka ülkeler Düzen'i sarsmaya ve devlet için tehlikenin boyutlarını artırmaya başlar. Sistemdeki insanlar göreve çağrılır ve çıkan savaşta nasıl bir sonuç ortaya çıkacak halkı neler bekliyor derken 142 sayfa akıp gitti. Yazarın kaleminden okuma yapmayı sevdim, sade ve anlaşılır. Verilmek istenen mesaj net : "Bizleri birbirimize düşürmeye çalışan her sisteme karşı bir olmak, güçlü olmak." ~ "Düzen, insanların kontrolünde oldukça kusursuz olmayacak ama mutlaka düzenin gerçek sahibi bir gün emanetini geri isteyecek. İşte o zaman gerçek düzen sağlanacak, o zamana kadar hepimiz sadece gerçeğe en yakın, bir rüyanın esirleri olacağız." @mstf_dilsiz @oceangirlbook @perseusyayinevi Reklam değil.
DüzenMustafa Dilsiz · Perseus Yayınevi · 202414 okunma
142 sayfalık kitap beni bu kadar etkileyemezdi!
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 17:56
Stepford Kadınları "Bobie,sen artık eski Bobbie değilsin! Anlamıyor musun bunu? Sen de ötekiler gibi oldun!" Kitabın konusu kısaca şu Stepford Kasabası'nda kadınlar bir robot gibi sürekli ev işi yapıyor. Asla dışarıya çıkmıyor ve hobileri yok. Hayatları kocalarının cinsel arzuları,çocukları,ev işleri ve bakımlı olmaktan ibaret. Ana karakter Johanna Eberhart Walter ile evli ve iki çocuğu olan bir kadın. Sıradan bir anne değil çünkü kadın haklarına duyarlı bir birey. Stepford'a taşınan Johanna ve Walter bu arkeik kasabayı değiştireceklerini söylüyor ardından neler yaşadıklarını okuyoruz. Spoiler!!! Walter en başından bütün olayı biliyordu bence. Bilerek Stepford Kasabası'nı seçti. Kitabın içerisinde yer yer umursamaz davranışları ve olaylara şaşırmayışı ile bize bu düşünceyi benimsetmeli. Johanna'nın dediklerine karşı en ufak onay cümlesi bulunmuyor. Hani sen bu kasabayı değiştirecektin? Tek istediği Johanna'nın kendi hakkını savunmayı unutmasını sağlayabilmekti. Keşke daha ilk başından terk edebilseydin Johanna. Ike Mazzard'ın kadınları sürekli belirli bir olağanüstü güzellik standartında çizmesi de günlük yaşantımızda bulunan bir unsur. Özellikle medyada bu çok fazla bulunuyor. Okudukça sinirlerim tavan yaptı. Özellikle Ed... Hayvan mısın sen? Cinsel arzularına eşini oyuncak yapamazsın! Hayvanlar bile bu kadar ilkel dürtü ile hareket etmiyor. Kasabaya neden geldiğin belli. Walter'lara karşı dikkatli olun !! Bu kasaba fikri ve erkekler kulübü faaliyeti beni aşırı korkuttu. -Aslında "sıradan" kabul edilen hayatlarda hüküm süren davranışlarla doluydu.- Hobileriniz yok yahu! Lütfen buradaki gibi davranan gerçek hayattaki değişme potansiyeli taşıyan hanımlara yardım edelim. Ne oluyorsa mantıklı düşünebilen kadınlara oluyor. Eminim bu kasabaya taşınıp ardından buradaki
Kadın Hakları
Stepford KadınlarıIra Levin · İthaki Yayınları · 20222,735 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 118. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Recep Çiftçi kaleminden Meğersem Güneş Hep Balçıkla Sıvanırmış kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 142 sayfalık bir kitap •Yazar Kur’an’ın tıpkı Tevrat’ta, İncil’de ve kadim bilgeliklerde olduğu gibi aynı evrensel kaynaktan beslendiğini söylüyor. Çok güçlü bir cümlesi var, diyor ki: "Yansıyan ışık farklı olabilir, ama güneş tektir." İşte tam bu evrensel eşikte, inancın ve tefekkürün sadece dilde kalan bir taklitten ibaret olmaması gerektiği tokat gibi çarpıyor yüzümüze. •Herkes bir şekilde dua eder, evet. Ama arif olan, duanın kelimelerinde kaybolmaz, onun üzerine düşünür. Sıradan bir okuma günlük hayatta o ışığı sadece kullanmak isterken, arif olan o ışığın kendisi olmaya çabalar. Pasif bir bekleyişten, aktif bir dönüşüme geçmenin hikayesidir bu. •Eğer içinizde bastırdığınız bir öfke, içinizde birikmiş bir üzüntü ya da korku varsa, dış dünyada tam da o duygulara sahip insanları ve olayları bir mıknatıs gibi hayatınıza çekiyorsunuz. Yani gün içinde trafikte, işte, şurada burada bizi çileden çıkaran, şikayet ettiğimiz ne varsa, aslında kendi iç dünyamızın bize tuttuğu birer ayna. Ben neden hep aynı şeyleri yaşıyorum? sorusunun cevabı meğer bizim içimizde saklıymış. •Yazar pratik ve uygulaması çok kolay bir yol haritası da veriyor. Sırasıyla Felak, Nas ve İhlas surelerini sadece ezbere okuyup geçmemeyi; her birini içimize dökerek, hayatımızda somut olarak hangi halimize, hangi korkumuza denk geldiğini hissederek okumamızı teklif ediyor. Ve o kadar samimi bir söz veriyor ki: "Bunu hayatınıza katın, göreceksiniz ki birkaç hafta içinde sabah kahvaltınızı yaparken ya da akşam yolda, metroda giderken bile zihniniz sakinleşmeye, değişmeye başlayacak." Huzurlu bir iç dünyaya yürümek aslında bu kadar gündelik pratiklerde saklı
Meğersem Güneş Hep Balçıkla SıvanırmışRecep Çiftçi · Ceres Yayınları · 202611 okunma
8/10
·320 syf.·
2026 56. kitabı
Hannah Arendt “Kötülüğün Sıradanlığı” 1963’te yayımlanan Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil (Türkçede genellikle Kötülüğün Sıradanlığı alt başlığıyla biliniyor), Hannah Arendt’in Nazi Almanyası’nın lojistik planlayıcılarından Adolf Eichmann’ın Kudüs’teki yargılanmasını izleyerek kaleme aldığı çarpıcı bir eser. Arendt, beş ay süren davanın altı haftalık bölümünü izlemiş ve gözlemlerini aktarmış. Arendt’in en sarsıcı bulduğu nokta şu: Eichmann, şeytani bir canavar gibi görünmüyor. Aksine, klişe cümlelerle konuşan, düşünme yetisini reddeden, bürokratik rutinlere uyan sıradan bir memur portresi çizer. Onun savunması hep aynı cümledir: “Ben sadece emirleri uyguladım.” Arendt, kötülüğün kaynağını nefret ya da sadizmde değil, düşüncesizlikte ve kör itaate dayalı bürokratik mekaniklikte bulur. Ona göre en büyük kötülükler, düşünmeyen, sorgulamayan ve yalnızca emirlere uyan sıradan insanlar eliyle yapılır. İşte bu yüzden “kötülüğün sıradanlığı” kavramı, insan doğasına ve modern bürokrasiye tutulmuş en sert aynalardan biridir. Eichmann, milyonlarca insanı ölüm kamplarına gönderen bir lojistikçi olarak, yaptığı işi bir “teknik görev” gibi görür. İnsanların acısı onun gözünde bir “lojistik meseleye” indirgenir. Arendt’in korktuğu nokta tam da budur: İnsan, başka insanların hayatını teknik bir ayrıntıya çevirdiğinde, korkunç şeyler normalleşebilir. Kitap yayımlandığında büyük tartışmalar yaratmış. Bazı kesimler Arendt’in Eichmann’ı “hafiflettiğini” düşünüyor. Oysa Arendt amacının onu masum göstermek olmadığını, tam tersine, Eichmann’ın suçlu olduğunu söylüyor. Ancak asıl tehlikenin, kötülüğün insanüstü bir şey değil, gayet insani bir şey olmasında yattığını ekliyor ve şöyle diyor:”Eğer kötülüğü sadece “canavarlara” ait sayarsak, sıradan insanların da
Kötülüğün SıradanlığıHannah Arendt · Metis Yayınları · 2022991 okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 191. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 09:00
Usame bin Ladin'in ölümünü izleyen günlerde, dipsiz çoğaltım mekanizması işin içine girdi: Karşı-İkona'yı öne sürenlerle İkona'yı savunanların aynı yüz üzerinde birleşmeleri ürperticiydi. Sahteliği derhal vurgulanan "ölüm fotoğrafı" bir tür ara-yüz olarak okundu gene de: Bu olmasa bile buna yakın bir şey sözkonusuydu: Başında delik açılmış Deccal, internet üstünden yayılan bir kesik baş imgesi. Yerleşik görüntü olamayacaktı ama: Yaşarken çekilmiş fotoğraflan, gençlik yıllarından son yaydığı video kaydındaki haline, ağır basacaktı. Herkesin konumuna göre okuduğu, buna göre sıfatlar seçtiği binbir surat: Kahraman ve kalleş, hülyalı ya da kana susamış ifadeli, melek ve iblis, Dünya'yı ortasından yaran bir çehre: New York'luyla Afganı taban tabana zıt bakışaçısında buluşturan simge. 88 a - 0089 89/142
Hayata Dair
Geronimo'nun ÖlümüEnis Batur · Sel Yayıncılık · 201217 okunma
Dürtme içimdeki narı/ üstümde beyaz gömlek var
Puan vermedi·144 syf.··
2026 12. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 22:08
142 sayfalık bir kitap olduğu için hemen okurum diyerek elime aldığım 10 günde bitirdiğim bir kitap oldu. Bunun sebeblerinden biri tam anlayabilmek için bazı bölümleri iki kez okumam, kendime sorular sormam, en önemli sebep ise tetiklenmem. Çocukluğumu düşünmek hissetmek beni çok bunalttı. Oralarda çok gezinmek istemedim. Kitabı 5 gün hiç elime alamadım. "Sebepsiz öfke" hissimi hiç sevmiyordum ve o durumu anlayıp aşmamda "Bilinçaltımızdan Gelen Ebeveyn" kitabı çok işime yaramıştı. Bu kitapta oralarda biraz dolandı ve ben bu süreçlerde hafif düzey depresif duygularla unutkanlıklar yaşadım. Kitabın son bölümünde ise Alice Miller hafifçe eğildi ve omuzuma dokunarak dedi ki: Yıllarca kendi çocukluk öykümün üzerindeki örtüyü tümüyle kaldırabilmenin yollarını aradım ve sonraları bunun ulaşılması olanaksız bir hedef olduğunu kavradım. Bu "her şeyi çözme" saplantısından vazgeçtikten sonra, önümde yepyeni yollar açıldığını ve yeni perspektiflerin belirdiğini gördüm. Peki dedim haklısın, üstüme bir karabasan gibi çullanan belirsizlikleri dürten kitaplara mola.
Duygu ve Düşünce
Yetenekli Çocuğun DramıAlice Miller · Profil Yayıncılık · 20213,934 okunma