9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
KUYUCAKLI YUSUF (Roman) SABAHATTİN ALİ Toplumsal gerçekçi sanat anlayışının en belirgin temsilcilerinden olan Sabahattin Ali’nin başyapıtlarından olan Kuyucaklı Yusuf romanıyla okumamıza devam ediyoruz. Kuyucaklı Yusuf’ta yeni cumhuriyetin ve devrim kanunlarının toplumda nasıl uygulanamadığını, süregelen yereldeki güç ilişkilerinin nasıl kanunları görünmez hale getirdiğini, merkezi idarenin yereldeki temsilcisi olan Kaymakam, askeri komutanlar vs’nin bu çürük düzene eklemlenerek yoksul ve fedakar halkı nasıl bir başına ve yalnız bıraktığını roman formunda görüyoruz. OLAY ÖRGÜSÜ Aydın’ın Nazilli ilçesinin Kuyucak köyü’ne eşkıyaların ansızın yaptığı bir gece baskınıyla Yusuf’un gözleri önünde anne ve babası katledilir. Sabaha kadar cansız bedenlerinin yanında kalan Yusuf, bir sonraki gün olay yerine gelen jandarma ve Kaymakam Selahattin bey tarafından farkedilerek koruma altına alınır. Yusuf bir parmağını kaybetmiştir. Kaymakam onu evlatlık olarak yanına alır. Kaymakam onu kızı Muazzez’le birlikte büyütür. Uyumsuz bir tiptir. Kaymakamın kadınsı ve şehevi duyguları daha çok gelişmiş, bozuk karakterli güzel eşi Şahinde tarafından bir türlü kabul görmeyen Yusuf hınçla büyür. Hilmi Bey’in oğlu Şakir ile bir ara kavga eder ve altta kalan Şakir ona kin tutarak gelecekte ona zarar vermek için fırsat kollar. Muazzez Yusuf’a ilgi duyduğu için Şakir Yusuf’a zarar vermek istemektedir. Kaymakam Selahattin Bey’i içki ve kumar yoluyla oyuna getiren bu kişiler üzerine yüklü bir kumar borçu bırakarak kendilerine bağlı hale getirmek isterler. Muazzez’i isterler. Parasal olarak güçsüz durumda olan kaymakamın imdadına Muazzez’e ilgi duyan Ali yetişir. Anneannesinden aldığı 320 altını Yusuf’a vererek Muazzez’i ister. Bir düğünde Ali Şakir tarafından tabancayla vurularak öldürülür. Kimse
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,7bin okunma
Giyinik otuz şilin, soyunuk iki gine.
Puan vermedi
Sir Vidiadhar Surajprasad Naipaul (1932-2018), Trinidad ve Tobago doğumlu, Britanyalı kurgu ve kurgu olmayan İngilizce eserler yazarıdır. Trinidad'da geçen erken dönem komik romanları, genişleyen dünyadaki yabancılaşmaya dair kasvetli romanları ve ihtiyatlı yaşam ve seyahat günlükleriyle tanınır. Çoğunlukla beğenilen, ancak bazen tartışmalara yol açan düzyazılar yazdı. Elli yılda otuzdan fazla kitap yayımladı. Yazar Nobel ödülü almış ve 2010 da ülkemize İstanbul'un kültür başkenti olması münasebetiyle davet edilmiş ülkede ki yönetimi beğenmediğini dile getirerek bu daveti reddetmiş. Uzun bir günlük gibi konular birbiriyle alakasız şekilde,kolay kavranamayan bir metin. Anlatıcının parçalı, zamanlar arasında sıçrayan dili başta bir dağınıklık hissi uyandırıyor, Dil kolay akıcı, sanki karşısındaki arakadaşına içini döküyor. Sömürgecilik sonrası dönemde kimlik bunalımı yaşayan Karayipli bir Hintlinin, sömürgeci kültürleri ve modern dünya düzenini "taklit etmeye" çalışırken kendi yalnızlığı ve kaosunda kayboluşunu anlatıyor. Güven ihtiyacı sürekliydi. İşe sık sık fahişeleri ziyaret ederek başladım. Bunu sadece içgüdülerim önermiyordu, okuduklarımdan da etkilenmiştim. Bu kadınların sundukları şeylerin müptelası olmuştum; az ya da çok zevk, korkunun yarattığı o ani tahrik ve ardından da bunun çabucak harcanışı. Ama bu grotesk(tuhaf-abartılı) bir işti; en az grotesk yanı da sözlük anlamıydı. Kişisel hizmet, cezalandırma, hükmetme, giyinik otuz şilin, soyunuk iki gine. (Beğenmedim kadınları aşağılıyor)(Syf.40) Churchill'i politik başarısızlıktan kurtar mak için bir dünya savaşı gerekmiştir. Oysa gerçek poli tikacı, yetenek ve kusursuzluğu yalnızca başarıda bulur. Yetenekleri ona aniden gelir. Başka zaman kötü, denge siz ve güçsüz olan o, artık cömertliğin, uzlaşmacılığın ve
TaklitçilerV. S. Naipaul · Can Yayınları · 201438 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir zamanlar Çirkince, oldu şimdi Şirince :) İzmirlilere selam
9/10
·141 syf.··
2026 10. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 18:31
13 Öykü ve 4 Masaldan oluşan bu Öykü kitabı zamanın behrinde yasaklanmıştır ve sebebi öyle bariz ki... Fazlaca insana edilen adaletsizlik, kandırmacalar, sınıfsal eşitsizliği perişanlığı ve daha fazlasını anlatıyor. Bazı öyküleri okurken ben strese girdim ve maalesef ki Türkiye bunları yaşadı, okuduğum şey beni böyle stres ediyorsa o yaşayanlar nasıl yaşamışlar diye de sorgulatıyor gerçekten. Portakal Öyküsü, kurulu düzenin ne kadar adaletsiz olduğu, sınıfsal ayrımın yürek burkan tarafını anlatırken, Katil Osman'da ise kendisine konulan lakabın dönüp dolaşıp kendi kimliğine bürünmesini, Bahtiyar Köpek Öyküsünde ise karnı tok, sırtı pek, lüks içinde yaşayan bahtiyar fakat özgürlüğünden bihaber köpekleri anlatıyor. Ve beni gerçekten strese sokan ve bunlar gerçekten de yaşanmış diyip şaşırdığım, Böbrek ve Cankurtaran Öyküleri.. Bu öykülerde sağlık hizmetlerinin eşitsizliğini ve köylünün devlet dairesindeki, hastane kapısındaki yalnızlığını anlatıyor. Öyküde, doktorların hastayı iyileştirmekten ziyade bir gelir kapısı olarak görmeleri, gereksiz tahliller ve bitmek bilmeyen muayenelerle yoksul insanın elindeki son kuruşu da almaları yürek burkuyor, gerçi şu zaman da da özel hastanelerde oluyor mu pekala oluyor. Yürek burkan tarafı da işte burada.. Çirkince öyküsünde ise, Çirkince de yaşayan mutlu, huzurlu, düzen içinde ki Rumların yerine gelen Türkler'i anlatıyor. Rumların bu köyü sıfırdan inşa edip bir düzen kurduğu vurgulanırken yeni gelenlerin (Kavala'dan gelen tütüncülerin yani Türklerin) zeytincilik ve bağcılık gibi uzun vadeli emek isteyen işlerde henüz aynı ustalığa ve titizliğe sahip olmaması bir gerileme gibi gösteriliyor. Fakat burda anlatılmak istenen Türkleri kötülemek değil, bir kültürün kopuşunu ve yerine yenisinin tam oturamadığı o geçiş dönemini
Araştırma-İnceleme
Sırça KöşkSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202069,8bin okunma
9/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 66. kitabı
#morsandıktakiyazılar Kitap Adı: Göğü Yere İndirelim Yazar Adı: Özgür Balpınar Sayfa Sayısı: 151 Kitap Türü: Roman Şu sözle başlıyor Mayıs ayında okuduğum ikinci kitap: "Sevmek birbirine değil, birlikte aynı noktaya bakmaktır." A. de S.Exupery Kitap bence her yaşa hitap eden bir kitap diyerek başlayayım kitap yorumuma Yazarın okumuş olduğum bu ikinci kitabı Daha önce Dünyayı Sırtında Taşıyan Balık adlı kitabını okumuştum. Açıkça söylemek gerekirse yazarın inanılmaz bir kalemi var, okuyucuyu kitaba çeken bir kurgusu var her bir kitapta. Kitap beni ayrıca ağlattı, belki de yakinlarımı özlemiş olduğum için olabilir. Bu kitaptaki kahramanımız Deniz biraz yaramaz ve söz dinlemeyen 12 yaşında bir çocuk, öğrenci değişimi programıyla Afrikada bir öğrenciyle iki aylığına yer değiştiriyorlar. Deniz için Afrika Kongo apayrı bir dünya, yapmam, etmem, yemem, giymem dediği ne varsa hepsini yapıyor hemde isteyerek yapıyor Başta kimse ona hemen ısınmadı ama zamanla ona başka isim de taktılar kendi aralarına da aldılar Kongoda birçok şey ögrendi yerli halktan, paylaşmayı, şükür etmeyi, dünya da paradan daha farklı ve önemli değerlerin olduğunu. Kendisini başta yabancı gibi hissetse de zamanla onların bir parçası oldu. Bu kadar spoiler yeter, birkaç alıntı: - Yükseklerde uçacak ve duvarları yıkacaksın - Umarım yemekleriniz de anlattığın diğer şeyler kadar güzeldir -Hayalindeki gibi olmasa da üzülmemeliydi çünkü böyle bir ormanda macera dolu günler yaşayabilirdi - Eğitimin şimdi burada başlıyor. İlk dersin kabileyi tanımak ve öğrenmek - Afrika' da açlık hastalık ve diğer başka felaketlerden dolayı üç milyon kişi öldü. Belki de daha fazlası. Fakat dünyada konuşulan tek şey yamyamların söylentileriydi. - Bir gökkuşağı, bir gökkusağından çok daha fazlasıdır aslında, bazen açlıktır,
Göğü Yere İndirelimÖzgür Balpınar · Timaş Genç Yayınları · 20162,226 okunma
3/10
·160 syf.··
2026 15. kitabı
Büyük bir sevinçle alıp zar zor bitirdiğim nadir kitaplardan. Neresinden yorumlamaya başlayacağımı bilemiyorum. Öncelikle Hallac-ı Mansur üzerine çokça kitap okudum. Mansur' u tanımayan birisi bu şahıs ne anlatıyor kimden bahsediyor diyebilir. Roman sanki yazilmak için yazılmış. Anlamsız ve boş yere sarf edilmiş cümleler içerisinde boğuluyorsunuz... Burada ne demek istedi diye düşünmeye gerek duymadan. Ankara' da çöp toplayan kimseler üzerinden Mansur ile bağlantılı kısa hikayelerden oluşuyor genelde. Fikir guzel ne yazık ki gidişat kötü olmuş. Malesef romanı beğenmedim. Şimdi belli sayfalarda parça parça elestirilerim olacak. Yazar sürekli Tanrı ibaresini kullanıyor. Beni aşırı rahatsız etti. Yani tasavvufi bir romanda NFK'ninda dediği gibi Allah tanrının belasını versin... Diğer bir husussa Hallaç üzerinden kendi dusuncelerini dile getirmesi. O kadar rahatsız edici ki. Yaratan ve Mansur arasındaki konuşmayı kendi yapmış gibi vahdeti vücudu ilginç şekilde tamamlayan cümleler ... Sayfa 121 ve 122 de Hristiyan bir rahibin Mansur ile bağlantısı. Burada da tasavvufta dinler arası diyaloğa giriyoruz galiba!! Sayfa 151,Pir Sultan Abdal in başına gelmiş gibi anlatılan müftü olayı Seyyid Nesimi olayıdır. Ayrıca sayfa 75 te çöpten vibratör, kadın fantezi çamaşırları vb.seylerin çıktığını anlatıyor. Tasavvufi bir romanda bir insan neden bunlardan bahsetme gereği duyar. Romanın hiç mi iyi yanı yok derseniz. Çöp felsefesi üzerine sayfa 74 te; Bir insanı, aileyi, semti merak ediyorsanız çöplerine bakmalısınız. Ayrıca her semtin çöpü kendine hastır. *Allah'ın baha değil bahane Allah'ı olduğunu biliyordu! Ben bir anlam vermedim buyurun sizler verin ...
Hallâc-ı MansûrSadık Yalsızuçanlar · Profil Kitap · 202511 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2026 14. kitabı
Uzun zaman sonra inceleme yapıyorum. Nedeni kitabı okuduktan sonra öylece kalakalmış olmam. Herkeste aynı etkiyi yaptı mı bilmiyorum ama 151 sayfalık bu kitap resmen bana kendimi ve tüm yaşamımı sorgulattı. Öncelikle tam puan veriyorum ve çok beğendiğimi sanırım oldukça fazla belli ettiğimi düşünüyorum ve nedenlerine geçiyorum. Spoiler içerir konuya dalacağım çünkü... Kitap çok tekinsiz bir anlatıma sahip bu arada inanılmaz incelikli detaylar ve duygulardan bahsedip ama yine de gerçeği aktarmıyor hissi beni sürekli odakta tutmayı başardı. Normalde kitaplarda bir karakterin samimiyetine sığınırız ama bu kitapta samimi gelen kimse yok herkes rol yapıyor gibi. gibisi fazla hatta:) Biraz karakterlere bakalım. Anlatıcımız HANA (49 yaşında) restorantta (25 yaşında) bir erkek ( XAVİER) ile yemekte buluşuyor adım adım restoranta onunla giriyoruz. Her şey o kadar detaylı ama öz anlatım ki bu kısımlarda zaten kitabın içine çekildim. Sorduğu sorulardan oğlu mu bu Xavier diyorum ama aralarında bir çekim de var anlamakta zorlanıyorum. Eşi ( TOMAS) giriyor aniden restorana ve bu ikisini görüyor ve sinirlenip çıkıyor. Sonra evde aralarında geçen konuşmada önceden de aldattığına dair bir konuşma geçiyor. Bu dialogdan benim anladığım Tomas'ın evliliği korumak için elinden gelen her şeyi yapması ve bazı şeylere göz yumması bile gerektiği. Ve rolü imajını korumak bir anlamda. Her şeyin farkında olup düzeni devam ettirme çabasında. Xavier hangi rol olursa uyum sağlarım kafasında gibi. Hana oğlu gibi bakınca uysallaşıyor , arzu nesnesi gibi hissedince kışkırtıcı hale geliyor. Gizemli ve çekici bir genç olabilir miyim seçmesinde gibi. Hana 'ya gelirsek o hem yönetmen hem başrol her koşulda rol içinde gibi. Herkesinde rol yaptığının çok farkında. Gerçek nerde sorusundan
AuditionKatie Kitamura · Riverhead Books · 2025502 okunma