Ceza kanûnnâmesi tektir ve geneldir. Bu, doğrudan doğruya İslâm hukukunda genel ukûbât (ceza) anlayışından doğar. Ukûbât konusunda müslim ve gayrimüslim aynı durumdadır. Bunun içindir ki, 1583 tarihli bir kanûnda "tüm imparatorlukta suçlar karşılığı konulan örfî cezalar" (âmme-i memâlik-i mahrûsada cinâyât mukabelesinde vazolunan cerâim-i ma'rûfe")dan söz edilmiştir. Ceza kanûnnâmesinin bu genel karakteri dolayısıyladır ki, sancak kanûnnâmelerinde cezalar bahsinde sadece eski Osmanlı kanûnlarına baş vurulması ("kanûn-i kadîm-i Osmânî'ye müracaat olunması") kaydedilmiştir. Bugün elimizde ilk döneme ait üç Osmanlı ceza kanûnnâmesi, yani Fâtih, Yavuz Selim ve Kanunî Süleyman kanûnnâmeleri vardır. Bu üç kanûnun karşılaştırılması Fâtih kanûnundaki hükümlerin, 16. yüzyılda da pek az farkla geçerli kaldığını ortaya koymaktadır. Osmanlı ceza kanûnnâmesi, normal olarak Şerîatın koyduğu esasları (kısas, diyet vs) içerir. Fakat onun yanında Şerîatın belirlemediği taʻzir cezalarında, sultanın örfî yetkisi prensibine dayanarak birtakım ayrıntılı kurallar koyduğunu görmekteyiz. Bunun içindir ki, Osmanlı ceza kanûnnâmeleri de bir ferman (hükm) şeklinde ilân olunmaktadır ve "cerâim-i ma'rûfe" veya "siyasetnâme" adıyla anılmaktadır. Hatta şerî maddelerde bile, meselâ adam katline ait diyet konusunda, diyet miktarı yine örfî-sultanî bir emrin konusu olmaktadır (Fâtih Kanûnnâmesi, madde 2). Para cezaları, güvenlik işlerinden sorumlu olan subaşı, timarlı sipahi gibi memurların dirliklerine dahil mühim bir gelir kaynağı olduğundan, devlet buna ait durumların düzenlenmesi ve ayrıntıların tespiti ile uğraşmak gereğini duymuştur. Öbür yandan, cezaların yerine getirilmesi yalnız sultanî otoritenin tekelindedir. Yalnız kadı, gerek Şerîat gerekse Kanûn-i Sultânî alanında ancak hüküm vermek
Sayfa 236 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
İstanbul, Bursa, Edirne, Sofya, Selânik, Atina gibi önemli şehir-ler bir yana bırakılırsa, şehirler az nüfusludur (genellikle 2.000 hâne altında); Rumeli'de en büyük şehirlerden Selanik 4.803, Atina 2.297, Niğbolu 1.343, Serez 1.093 hâne idi. Bizans'ın son dönemlerinde ancak 30-40 bin nüfusu olan İstanbul, Fâtih'in büyük çabaları sonucunda 1478'de yapılan bir sayıma göre 14.803 (8.953'ü Müslüman) hâne ile Balkanlar'ın ve Anadolu'nun en büyük şehri durumuna geldi (hâne'yi 4 nüfus kabul edersek bu 60.000 kişi olur, vergiden muâf olanlar eklenirse 70.000). 16. yüzyıl başlarında şehrin nüfusu 80.000 hâne'yi aşkındır. 17. yüzyıl sonlarına doğru İstanbul, yarım milyonu aşan nüfusu ile Avrupa ve Orta-Doğu'nun en büyük şehri oldu. O zamanlar, İstanbul salhânelerinde yılda 4 milyon koyun, 3 milyon kuzu ve 200.000 öküz boğazlandığı ve fırınlara günde 300 ton kadar buğday verildiği he-saplanmıştır. Bu yiyecek ve içeceklerin önemli bir kısmını Rumeli sağlardı. Dobruca kırı, kuyular kazılarak tarıma açılmış ve deniz yolu ile ulaşımdaki kolaylık dolayısıyla İstanbul'un buğday ambarı haline gelmiş, orada yüzlerce yeni köy kurulmuştur. Öbür yandan, bütün Türk şehirleri gibi, İstanbul da zenginlerin kurdukları vakıf kuruluşları ile bayındır hale getirilmiş, kırsal kesimden ve imparatorluğun her yönünden erzak ve para Osmanlı pâyitahtına akmaya başlamıştır. Özetle, eski Roma gibi İstanbul da büyük pazar olarak imparatorluk ekonomisinin oluşumunda kesin bir rol oynamıştır.
Sayfa 202 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
1488-1491 yıllarını kapsayan cizye defterlerine göre, Rumeli'de İslâmlaşmaların bütün bölgede yılda 300'ü geçmediği anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, her yerde, hatta Bosna'da dahi, İslâmlaşma başlangıçta şehirlerde ve askerî sınıf arasında başladı ve yavaş yavaş yayıldı. 1489'da Bosna'da 25.000 Hristiyan aileye karşı 4.500 Müslüman hâne vardı. Türkçe konuşamayan Müslüman toplulukları dışında, Balkanlar'daki Müslümanların büyük çoğunluğunun, Anadolu'dan giden Türklerin torunları oldukları kesindir. Türk göçleri, ilk fütuhat döneminde, 14. yüzyılda çok yoğun olmuştur. Barkan'ın tahrîr defterlerine göre yaptığı nüfus haritasında, Serez-Niğbolu hattının doğusundaki bölgede Türkler 16. yüzyılda çoğunluktadır. Bunun yanında, uc (serhad) bölgelerinde ve istilâ yolları üzerindeki şehir ve kasabalarda yoğun Türk toplulukları göze çarpar. Osmanlılar, fetihlerini güvenlik altına almak için, gerekli görülenler dışında bütün kaleleri yıktıkları gibi, o bölgeye Anadolu'dan sürgün yolu ile nüfus, özellikle göçer halkı sürüp yerleştirirlerdi. 1520-1535 tahrîr defterlerine göre, Rumeli'de Müslüman nüfusun 37.435 hânesi Yörük, yani göçer Türkmen ve 12.105 hânesi yaya ve müsellem (askerî hizmetlerle yükümlü vergiden muâf (bağışıklı) Türk çiftçileri) idi. Eski Osmanlı uc şehirlerinde, Serez, Yenişehir (Larissa), Üsküp (Skopje), Saray-Bosna'da Müslümanlar çoğunlukta olup bunların da çoğunluğu dükkân ve işyeri sahibi esnaf ve tüccârdan oluşuyordu. Eskiden Balkan tarihçileri, Müslüman Türkler Balkanlar'da askerî bir egemen sınıf olarak varlıklarını sürdürmüşler iddiasında idiler. Bu iddiayı, Osmanlı arşiv belgelerini incelemiş hiçbir tarihçi artık onaylayamıyor. Tahrîr defterlerinde, Müslümanların çoğunluğu çiftçi olup Hristiyan çiftçiler gibi vergi veren reâya sınıfı içinde
Sayfa 201 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
16. Mektup./2.
Seni, aldatmak zevkinden sonuna kadar mahrum edeceğim.
Sayfa 146·Kitabı okuyor
Alıntı
16. Mektup.
Hiç aldatma beni, hiç yalan söyleme. Bir gün aldatsan bile; aklandığımı senden öğrenmeliyim önce. O zaman ölsem de mutlu ölürüm inan. Birazda olsa inanmış ölürüm.
Sayfa 146·Kitabı okuyor
Alıntı
Türk tarihi bir bütündür. "Devlet" denilen nesneler ayrı hükümdarlar, hanedanlardır. Böyle olunca 16 Türk devleti masalı kendiliğinden yıkılır ve birbirinin devamı olan hanedanlarla Türk tarihindeki birlik karşımızda parıldar. Türk tarihinin devletler adı altında parçalara bölün-mesinin millî psikoloji üzerindeki yıkıcı tesirini kimse düşünmüyor. Mazideki millî devamlılığa inanmayan kimsenin bugünkü millî devamlılıktan da ümitsiz olacağı hesaba katılmıyor. Halbuki biraz mantık ve anlayış sahibi olanlar Türk tarihinin aralıksız bir bütün olduğunu kendiliğinden kavrayabilir. Türkiye Cumhuriyeti gökten zembille inmemiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun devamıdır. Osmanlı İmpara-torluğu, İlhanlı Devleti'nin uç beyliğinden doğmuştur; demek ki onun devamıdır. İlhanlı Devleti Anadolu'daki Selçuklu devletinin devamıdır. Anadolu'daki Selçuklu devleti ile Batı Türkistan ve İran'daki Harzemşahlar Devleti Büyük Selçuklu Devleti'nin devamıdır. Büyük Selçuklu Devleti Karahanlılar'ın, Karahanlılar Uygur-lar'ın, Uygurlar Gök Türklerin, Gök Türkler Aparlar'ın, Aparlar Siyenpiler'in, Siyenpiler Kunlar'ın devamıdır.
Sayfa 341 - 342 Ötüken 1969·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam